Haşr Sûresi 8. Âyet
Medine · Cüz 28 · Sayfa 546
لِلۡفُقَرَآءِ ٱلۡمُهَٰجِرِينَ ٱلَّذِينَ أُخۡرِجُواْ مِن دِيَٰرِهِمۡ وَأَمۡوَٰلِهِمۡ يَبۡتَغُونَ فَضۡلࣰا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٰنࣰا وَيَنصُرُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓۚ أُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلصَّـٰدِقُونَ ٨
Bir de göç eden fakirlere aittir ki yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır, Allah’ın lütuf ve rızasını ararlar; Allah’a ve Resulüne yardım ederler. İşte doğru olanlar onlardır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
لِلْفُقَرَآءِ الْمُهَاجِرٖينَ o fukara muhacirler için - Sahib Keşşaf der ki: Bu yukarıki «لِذِى الْقُرْبٰى» ve ma’tuflarından bedeldir. Ma’na, Peygamber Sallâllahü aleyhi vesellem hakkında dahi sadık olmakla beraber «لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ» den bedel yapmıya mani’ olan şudur. Allah tealâ «وَيَنْصُرُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ» kavliyle Resulünü fukaradan çıkarmıştır. Resulullah fakîr ta’biriyle yad olunmaktan yüksek tutulur اه. Zilkurbâda fakrı şart koşmıyanlar ise bunu yetamâ ve mesakîn ve İbni sebîlden bedel veya beyan yapmışlardır. İbni Münîr yalnız mesakînden bedel yapmak istemiş İbni Atıyye de demiştir ki «لِلْفُقَرَآءِ الْمُهَاجِرٖينَ الَّذٖينَ», «اَلْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَابْنِ السَّبٖيلِ» kavlini beyandır. Lâmi cerrin tekrar olunması matekaddem onunla mecrur olduğu için bunun onlardan bedel olduğu tebeyyün etmek içindir اه. Lâkin «lâmın» tekrarı Keşşafın kavlinde daha zâhirdir. Bunun için Şafiî olan sahib Keşif, Keşşafın dediği gibi «لِذِى الْقُرْبٰى» ve ma’tuflarından bedel olmasını ıhtıyar etmiş ve ancak «لِلْفُقَرَآءِ» bir kayıd değil, muhacirînin halindeki vakıı beyan ve ziyade ıhtısaslarını isbattır. «للّهِ وللرسول وللمهاجرين» denilmiş gibidir diye bir te’vil yapmıştır. İbni Cerîr tefsirinde bunun «كَىْ لَا يَكُونَ مَا اَفَآءَ اللّٰهِ عَلَى رَسُولِهِ دُولَةً بَيْنَ اْلَاغْنِيَآءِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ يَكُونُ لِلْفُقَرَآءِ الْمُهَاجِرِينَ» mealinde olduğunu söylemiştir. Ki «كَىْ لَا يَكُونَ الخ» kavlinin medlûlüne teallukunu ifade eder. Âlûsî de Buharî ve sairede rivayet olunduğu üzere Hazreti Ömerin beyanatına ve bu âyetlerle istidlâline nazaran bunun bedel olmayıp mütebakı mesarifi beyan siyakında bir istînaf olmasını tercih eylemiş ve buna tearruz eden kimse görmedim demiştir. Bize de bunun «وَاتَّقُوا اللّٰهَ» emrine teallûku daha yakın görünüyor ki «فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَِاجْلِ الْفُقَرَاءِ الْمُهَاجِرِينَ الخ» demek olur. Bu surette geçen feyi âyetlerinin ikisine nazaran da bunların masrif oldukları ehemmiyyetle iş’ar edilmiş bulunur. Netekim evvelki âyet mucebince Resulullahın hassası olan Benî nadîr emvalinden muhacirine taksim ettiğine ve ensardan yalnız üç kişiye verdiğine dair rivayet de geçmişti. «وَمَآ اٰتٰيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهٰيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا» kavlindeki îta’ ve nehyin her iki feyiden eamm olduğu da anlatılmıştır. Bu fukara muhacirler şu sıfatlarla da tavsıf olunmuşlardır: الَّذٖينَ Onlar ki اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ yurdlarından ve mallarından çıkarılmışlardır. -Müşriklerin tazyikı üzerine din uğurunda evlerini, barklarını, mallarını milklerini bırakıp çıkmışlar ve fakîr değilleri iken fakre ma’ruz olmuşlardır. Halleri, gayeleri şudur: يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا Allahdan bir fadıl ve rıdvan isterler - FADL, Dünyadan rızk, Âhırette Cennet sevabı, RIDVAN, «وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ اَكْبَرُ» buyurulduğu üzere hepsinden büyük olan rızaullah وَيَنْصُرُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ ve Allah ve Resulüne nusret, ya’ni dinine hızmetle yardım ederler اُولٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ işte onlar, ya’ni böyle bu güzel vasıflarla muttasıf olanlardır ki sadıklardır. - Kavillerini fiılleri ile isbat eden sıdk-u sadakatte rüsuhu olan özü sözü doğru vefakâr kimselerdir. İymanlarını, Allaha ve Resulüne sadakatlerini fi’len mücahedeleriyle isbat etmişlerdir. İbni Cerîr Katadeden şöyle rivayet eder: bu muhacirler diyarlarını ve mallarını, ehillerini ve aşiretlerini terk edip Allah ve Resulünü sevdikleri için çıkdılar, şiddetli sıkıntılar içinde bulunmakla beraber islâmı ihtiyar ettiler, hattâ bize anlatılmıştır ki adam vardı açlıktan belini tutmak için karnına taş bağlardı, yine adam vardı kış günü örtüsüzlükten çukurda yatardı اه. İşte bunlar içinde bulundukları Dünya lezzetlerini feda edip din aşkı ile, Allahın fadl-ü rıdvanına iyman neş’esiyle böyle şiddetlere, sıkıntılara tahammül ve Allaha ve Resulüne nusret yolunda mal ve canlariyle mücahede ederek iymanlarındaki sadakatı fı’len göstermiş zatlardır. Onun için ıkabı şedid olan Allahdan korkmalı bunların haklarını gözetmeli de fey’i zenginler arasında paylaşdırmayıp Peygamberin emrini tutmalı bu sadık fakîrlere hissa vermelidir.