Hadîd Sûresi 29. Âyet
Medine · Cüz 27 · Sayfa 541
لِّئَلَّا يَعۡلَمَ أَهۡلُ ٱلۡكِتَٰبِ أَلَّا يَقۡدِرُونَ عَلَىٰ شَيۡءࣲ مِّن فَضۡلِ ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱلۡفَضۡلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤۡتِيهِ مَن يَشَآءُۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلۡفَضۡلِ ٱلۡعَظِيمِ ٢٩
Böylece Kitab ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şey elde edemiyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Allah’ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ Ehli kitab bilmiyeceği için mi? - Vahidî demiştir ki: Bu âyet müşkildir. Bunun makabline keyfiyyeti ittisali hakkında müfessirînin vâzıh bir kelâmı yoktur اه. Müfessirînin ekserîsi buradaki «لا», «لَآ اُقْسِمُ» de olduğu gibi ınezîd olup hasıli ma’na müsbet olarak «يَعْلَمُ» demek olduğunu söylemişler ve makabline irtibatı için de bir kaç ihtimal beyan etmişlerdir. Fahri Razî bunu kavli meşhur olarak şöyle hulâsa eder: Ehli kitab vahy-ü risaletin ve kitab-ü şer’ın kendilerine mahsus olduğu iddiasında bulundukları cihetle Allah tealâ onların Muhammed Aleyhisselâma iyman etmelerini emir ve buna büyük ecirler va’d buyurduktan sonra akıbinde de bu âyeti getirmiştir ki maksad; nübüvvet fazıletinin kendilerine mahsus olması ı’tikadını kalblerinden izale etmek olup ma’na şudur: «Bu hıtab ve beyan ve bu va’d-ü veıyd, Ehli kitabın şunu bilmeleri içindir ki...». Ebû Müslimi ısfehanî gibi ba’zıları da «لا» yı nefi ma’nasında tutmakla beraber «لَا يَقْدِرُونَ» zamirini Peygamber ve Eshabına göndererek kelâmın fahvasından yine müsbet ma’na çıkarmak istemişler, ve o ma’nayı şöyle takdir etmişlerdir: «Bu ıhtarı ve bu va’d-ü vaıydi şunun için yaptık ki Ehli kitab, Peygamber ve Eshabı Allahın fadlından bir şeye kadir olamazlar, ya’ni o iki ecr-ü nûra o mağfirete sebeb olamazlar diye ı’tikad etmesinler, bil’akis kadir olacaklarını bilsinler. Ziyra şübhe yok ki kadir olamazlar diye bilmezlerse kadir olurlar diye bilmeleri lâzım gelir. Razî bu ma’nayı tercih etmiştir. Fakat, biz burada «لا» nın zaid olmasını münasib görmediğimi gibi Ehli kitaba raci’ olması zâhir olan «لَا يَقْدِرُونَ» zamirinin Peygamber ve Eshabına irca’ını da muvafık bulmuyoruz. Bizim kanaatimize göre bu âyet «اتَّقُوا اللّٰهَ وَاٰمِنُوا بِرَسُولِهٖ» emrine muhalefet ettikleri takdirde Ehli kitaba bir vaıyd mahiyyetinde olup kelâm, istifhamı inkârî ma’nasında ve «لام», mukadder «لَا يُؤْمِنُونَ» ye müteallık olarak «لَِانْ لَا يَعْلَمُ اَهْلُ الْكِتَابِ لَا يُؤْمِنُونَ» takdirindedir. Ve şöyle demek olur: Ehli kitab şunu bilmiyecekleri içinmi iyman etmiyecekler? Hayır bilmeleri lâzım gelir اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَىْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ ki onlar Allahın fadlından bir şey’e karşı güç yetiremezler - Allahın bir fadlı olan nübüvvet ve risaleti zorla alamazlar. Allahın fadliyle risalet verdiği Resulüne güç yetiremezler ve ona iyman etmedikçe ona mev’ud olan fazla erce nâil olamazlar وَ ve - yine bilmeleri lâzım gelirki اَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ fadıl, Allahın yeddindedir يُؤْتٖيهِ مَنْ يَشَآءُ onu dilediğine verir - onun için Resulüne risalet vermiş ve ona iyman edenleri fazla ecr-ü nûr ile mümtaz kılmıştır. وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖيمِ ve Allah çok büyük fadıl sahibidir. - Ehli kitab bu hakikatleri bilmezlermi, bilmiyecekleri içinmi Resulüne iyman etmiyecekler? Hayır iyman etmezlerse bunları bilmediklerinden değil, mücerred hased, teassub ve inad ile fısıklarından dolayı iyman etmezler. Onun için iyman edenleri ondan sakındırmak için «اتَّقُوا اللّٰهَ وَاٰمِنُوا بِرَسُولِهٖ» diye hıtab buyurulmuştur. İbni Cerîrin Katadeden tahric ettiğine göre «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَاٰمِنُوا بِرَسُولِهٖ» âyeti nâzil olduğunda Ehli kitab, müslimanlara hased ettiler, onun üzerine de Allah tealâ «لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ» âyetini inzal buyurdu. Bir de demiştirki: bize şöyle zikrolundu: Hazreti Peygamber sallallâhü aleyhi vesellem buyurduki bizim meselemizle bizden evvelki iki Ehli kitabın meseli tıbkı şu temsil gibidir: bir adam geceye kadar bir kırata çalışmak üzere bir takım ecîrler tutmuş, derken nısfı nehar olunca çalışmaktan usanmışlar vaz geçmişler, o da hisablarını görmüş, yarım kırat ücretlerini vermiş, sonra yine geceye kadar çalışmak üzere bir kırata bir takım ecîrler daha tutmuş, onlar da İkindiye kadar çalışmışlar, sonra çalışmaktan usanmış bırakmışlar, onların da hisabını görmüş o kadar ücretlerini vermiş, sonra da bakıyye kalan işi geceye kadar çalışmak üzere iki kırata diğer bir takım ecîrler tutmuş, denilmiş ki: Neye bunların ameli daha azken ücretleri daha çok? O da demiş ki mal benim istediğime veririm, işte umarımki biz iki kırat eshabından olalım.
Burada Surei «حديد», hıtam buldu, «اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى التَّمَامِ» 23 Cümadelâhıre 1355 bunu «مجادله» Suresi ta’kıb edecektir. «رَبِّ يَسِّرْ وَلَا تُعَسِّرْ رَبِّ تَمِّمْ بِالْخَيْرِ»