AyetSûreler

Fussilet Sûresi 48. Âyet

Mekke · Cüz 25 · Sayfa 482

وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَدۡعُونَ مِن قَبۡلُۖ وَظَنُّواْ مَا لَهُم مِّن مَّحِيصࣲ ۝٤٨

Önceden tapmakta oldukları şeyler, kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuştur. Onlar da kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 47–54. âyetleri birlikte ele alır.

47. وَمَاتَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا – Saatin arkasından böyle semerat ile hamil ve vaz’ı hamilden bahsedilmesi Âhıret ahvaline de bir işareti havî olması ı’tibariyle ma’nidardır, çünkü Dünya Âhıretin mezreası olduğu için Kıyamet semeratın ıktitaf edileceği bir hasad zamanını andıracaktır. Ayni zamanda «يَآ اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَىْءٌ عَظٖيمٌ يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّآ اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا» mazmununa da bir işaret vardır.

53. سَنُرٖيهِمْ اٰيَاتِنَا İleride biz onlara, o küfredenlere âyetlerimizi Kur’anın hakkıyyetine delâlet edecek delillerimizi göstereceğiz فِى الْاٰفَاقِ hem âfakta - kendilerinin bulunduğu Harem hududu haricinde وَفٖٓى اَنْفُسِهِمْ hem de kendi nefislerinde - Mekke ve Harem içinde. İslâmın ileride cihanın âfakına intişar ve istîlâ edeceğini böyle kat’ıyyetle haber veren bu âyet, Kur’anın hak, Allah kelâmı olduğunu açık açık isbat etmiş gayb mu’cizelerindendir. Bunun Mekkede iken nâzil olduğu bir düşünülür, bir de ondan sonra Peygambere ve hulefasına Allah tealânın müyesser kıldığı fütuhatı celîle ve islâmın Şark-u Garba yayılmasındaki fevkal’adelik mülâhaza edilirse bunun ne yüksek bir âyet ve mu’cize olduğu tebeyyün eder. Ilmî noktai nazardan bir hakikatin isbatı için delîl ya âfakî olur ya enfüsî, ya gözlerden müşahedei haricden ya gönülden müşahedei batından gelir, vücud bu iki pencereden görünür. Allah tealâ bu âyette bu taksîmi gösterdikten sonra Kur’anın hakkıyyetini, risaleti Muhammediyyenin sıdkını, islâmın ulviyyetini isbat için bu iki nevi’ âyâtın ikisini de göstereceğini va’d buyuruyor. Öyle ki «حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّ» onun hakk olduğu o kâfirlerce tebeyyün edinciye kadar «Bedr» den Mekkenin fethine kadar’ Mekke müşrikleri bunu hem kendi nefislerinde hem de âfakta gördüler, ondan sonra diğerleri de görmeğe başladılar, bunlar görüldükten, bu hakıkat tebeyyün ettikten sonra sanki hiç görülmemiş gibi hâlâ inkârda devam eden sonraki kâfirler de ileride göreceklerdir. Buna şâhid istersen اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ شَهٖيدٌ rabbının her şey üzerine şâhid olması kâfi değil midir? - O halde kâfirler şübhe ederse de sen etme 54. اَلَآ اِنَّهُمْ فٖى مِرْيَةٍ مِنْ لِقَآءِ رَبِّهِمْ iyi bilki onlar, o küfredenler rablarının likasından şekk içindedirler. - Kıyamet günü hakkın huzuruna varacaklarına iymanları yok, onunla beraber şübheden de muztaribdirler, fakat اَلَآ اِنَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ مُحٖيطٌ iyi bilki o her şey’i muhîttır - ılmiyle, kudretiyle her şey’i kuşatmıştır, onlar onun cezasından kurtulacak değillerdir, likaullah haktır, muhakkaktır. İşte sûrei Secdenin hatimesi budur. Bunu da sûrei «Şûrâ» ta’kıyb edecektir.