AyetSûreler

Fussilet Sûresi 27. Âyet

Mekke · Cüz 24 · Sayfa 479

فَلَنُذِيقَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَذَابࣰا شَدِيدࣰا وَلَنَجۡزِيَنَّهُمۡ أَسۡوَأَ ٱلَّذِي كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ۝٢٧

Biz mutlaka inkâr edenlere şiddetli bir azab tattıracağız. Ve onlara yaptıkları amellerin en kötüsünün cezasını vereceğiz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 26–32. âyetleri birlikte ele alır.

26. وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَاتَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا فٖيهِ Bir de dedi ki o küfredenler: şu Kur’anı dinlemeyin ve onun hakkında lâğiv yapın - rivayet olunduğuna göre Resulullah Mekkede iken yüksek sesle dinliyen insanları koğar dağıtırlar, dinlemeyin şu Kur’anı ve lâğiv, ya’ni asılsız, yaygara, gürültü yapın derler ve ıslık çalar, gürültü ederlerdi.

Cenabı Allah kâfirlere olan vaîd ve inzardan sonra mü’minlere va’d-ü tebşir ile buyuruyor ki:

30. اِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا Onlar ki rabbımız Allahdır dediler sonra istikamet ettiler, doğru gittiler - ya’ni Allahın vahdâniyyet ve rübubiyyetini tasdık ve ıkrar edip şirke rücu’ etmeksizin o ıkrarda sâbit olarak muktezâsınca gittiler. Tefsiri Keşşafta der ki: «ثم» istikametin mertebe ıkrardan terahısi ve onun üzerine fadlı hasebiyledir. Çünkü bütün şan, istikamettedir. «اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا» kavli kerîmi de bunun bir nazîridir. Ma’nâ: sonra o ıkrar ve muktezası üzerinde sebat ettiler demektir اه. Hazreti Ebi bekirden bir rivayette: kavilde müstekım oldukları gibi fiılde de müstekım oldular. Diğer bir rivayette de yine Ebû bekrisıddık radıyallahü anh bunu tilâvet edip ne dersiniz? dedi «günah işlemediler» dediler, pek zoruna hamlettiniz «ıbâdeti evsane dönmediler» dedi. Hazreti Ömer radıyallahü anh de bir hutbesinde bu âyeti tefsir edip demiştir ki «Allaha itaatte istikamet yaptılar, tilkiler gibi hîylekârlığa sapmadılar». Hazreti Osman radıyallahü anhten: amelde ıhlâs yaptılar, Hazreti Ali kerremallahü vechehuden: feraizı edâ ettiler, Süfyani sevrî Hazretlerinden: dediklerine muvafık amel ettiler, Rebî’ ibni Enesten: Allahın mâsivâsından ı’raz eylediler, Süfyan ibni Abdillâhissekafî radıyallahü anh Hazretleri de demiştir ki: ya Resulâllah! bana tutunacağım bir emir haber ver dedim, Resulullah buyurdu ki «قُلْ رَبِّىَ اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقِمْ» rabbım Allah de, sonra da müstekım ol», bunun üzerine «benim hakkımda en korkacağın nedir?» dedim, Resuli ekrem sallalahü aleyhi vesellem buyurdu ki: kendi dilini tutup «işte bu» buyurdu. تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ üzerlerine peyderpey Allahın elçileri Melekler iner - kâfirlere Şeytanlar karin olduğu gibi bunlara da Melekler iner. Mücahid ve Süddî demişler: ındel’mevt, Mukatil demiş: ındel’ba’s, ba’zıları da: hem mevt, hem kabir, hem ba’s sırası demişler, maamafih âyet, mutlaktır. Dünyada hayatın her lâhzasına da sadıktır, «تَتَنَزَّلُ» hem muzari’ olmakla istimrar, hem tefe’ulden olmakla tekellüf ve tevâli ifâde eder, bahusus hem Dünya ve hem Âhıret tansıs de olunacak, ya’ni dembedem iner iner dururlar. اَنْ Şöyle diye ki لَا تَخَافُوا korkmayın - istikbalden endişe etmeyin وَلَا تَحْزَنُوا mahzun da olmayın - ya’ni geçmişe de merak etmeyin. Çünkü «اَلَآ اِنَّ اَوْلِيَآءَ اللّٰهِ لَاخَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ» dur. وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتٖى كُنْتُمْ تُوعَدُونَ va’dolunup durduğunuz Cennet ile müjdelenin, neş’elenin 31. نَحْنُ اَوْلِيَآؤُكُمْ biz sizin evliyanız dostlarınızız فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى الْاٰخِرَةِ hem Dünya hem Âhırette - bu kayid gösterir ki Meleklerin inişi hem Dünya hem Âhırete şamildir. Ancak ba’zıları bunun doğrudan doğru kelâmı ilâhî olduğuna kail olmuşlardır ki «اَللّٰهُ وَلِىُّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا» kabîlinden veliyyül’emir, veliyyünni’met, hâmî ve hafîz demek olur. Lâkin zâhir olan Melâikenin kelâmından olmasıdır. Cennet ile sevinecek ne var derseniz! وَلَكُمْ فٖيهَا مَا تَشْتَهٖٓى اَنْفُسُكُمْ orada size canlarınız ne arzu ederse var وَلَكُمْ فٖيهَا مَاتَدَّعُونَ hem orada size ne isterseniz var, ya’ni her neyi gelsin derseniz hemen gelir 32. نُزُلًا bir nüzül, ya’ni konukluk ikramiyye olarak مِنْ غَفُورٍ رَحٖيمٍ bir gafûr rahîmden - saadet mertebeleri tam ve fevkattam olmak üzere ikidir. Tam saadet, zatında kâmil olacak sıfatı fadıla iktisab etmektir. Bu dereceyi geçip de nâkısları kemale irdirmek için çalışmak da fevkattamdır. Birinciye işaret olmak üzere «اِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا» buyurulduğu gibi ikinciyi anlatmak üzere de buyuruluyor ki: ٣٣ وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَآ اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّنٖى مِنَ الْمُسْلِمٖينَ ٣٤ وَلَا تَسْتَوِى الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ اِدْفَعْ بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذٖى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِىٌّ حَمٖيمٌ ٣٥ وَمَا يُلَقّٰيهَآ اِلَّا الَّذٖينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقّٰيهَآ اِلَّا ذُو حَظٍّ عَظٖيمٍ ٣٦ وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ ٣٧ وَمِنْ اٰيَاتِهِ الَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ لَاتَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذٖى خَلَقَهُنَّ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ ٣٨ فَاِنِ اسْتَكْبَرُوا فَالَّذٖينَ عِنْدَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُمْ لَايَسْئَمُونَ ٣٩ وَمِنْ اٰيَاتِهٖٓ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَآ اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَآءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ اِنَّ الَّذٖٓى اَحْيَاهَا لَمُحْيِ الْمَوْتٰى اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ ٤ اِنَّ الَّذٖينَ يُلْحِدُونَ فٖٓى اٰيَاتِنَا لَايَخْفَوْنَ عَلَيْنَا اَفَمَنْ يُلْقٰى فِى النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَاْتٖىٓ اٰمِنًا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِعْمَلُوا مَاشِئْتُمْ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ ٤١ اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَآءَهُمْ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَزٖيزٌ ٤٢ لَايَاْتٖيهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهٖ تَنْزٖيلٌ مِنْ حَكٖيمٍ حَمٖيدٍ ٤٣ مَا يُقَالُ لَكَ اِلَّا مَا قَدْ قٖيلَ لِلرُّسُلِ مِنْ قَبْلِكَ اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ اَلٖيمٍ ٤٤ وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْاٰنًا اَعْجَمِيًّا لَقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ ءَاَعْجَمِىٌّ وَعَرَبِىٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَآءٌ وَالَّذٖينَ لَايُؤْمِنُونَ فٖٓى اٰذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى اُولٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِنْ مَكَانٍ بَعٖيدٍ

Meali Şerifi