Fetih Sûresi 29. Âyet
Medine · Cüz 26 · Sayfa 515
مُّحَمَّدࣱ رَّسُولُ ٱللَّهِۚ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ أَشِدَّآءُ عَلَى ٱلۡكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيۡنَهُمۡۖ تَرَىٰهُمۡ رُكَّعࣰا سُجَّدࣰا يَبۡتَغُونَ فَضۡلࣰا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٰنࣰاۖ سِيمَاهُمۡ فِي وُجُوهِهِم مِّنۡ أَثَرِ ٱلسُّجُودِۚ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمۡ فِي ٱلتَّوۡرَىٰةِۚ وَمَثَلُهُمۡ فِي ٱلۡإِنجِيلِ كَزَرۡعٍ أَخۡرَجَ شَطۡـَٔهُۥ فَـَٔازَرَهُۥ فَٱسۡتَغۡلَظَ فَٱسۡتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِۦ يُعۡجِبُ ٱلزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ ٱلۡكُفَّارَۗ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ مِنۡهُم مَّغۡفِرَةࣰ وَأَجۡرًا عَظِيمَۢا ٢٩
Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ ki Muhammed Allahın Resulüdür, - Binaenaleyh ona olan va’dlerini fi’liyyat ile tehakkuk ettirerek isbat edecek olan da odur. Allahın bu şehadetine karşı Muhammed Resulullah demek istemiyen kâfirler hakıkatte kendileri zarar etmiş olurlar. وَالَّذٖينَ مَعَهُٓ onunla beraber olanlar da اَشِدَّآءُ عَلَى الْكُفَّارِ kâfirlere karşı çok çetin - çok şiddetlidirler, onların küfürlerine karşı za’f, yılgınlık göstermez, sert ve kuvvetli davranırlar. Onun için sulh müzakeresi esnasında kâfirlerin sözlerine karşı galeyana gelmişlerdi. Fakat رُحَمَآءُ بَيْنَهُمْ kendi aralarında çok rahîmdirler - birbirlerine çok yumuşak, çok nâzik, merhametli hareket ederler. Onun için aralarında kelimei hakk üzerinde toplanmaları da kolay olur. تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا Onları hep rükû’, sücûd halinde görürsün - o kadar çok namaz kılarlar, öyle itaatkâr ve âbiddirler يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا Allahdan hep fadl-ü rıdvan isterler - daha ziyade sevab ve rızasını taleb ederler, öyle çalışırlar ve daima Allahın rızasına doğru terakkıyi düşünürler سٖيمَاهُمْ فٖى وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ sîmâları secde eserinden yüzlerindedir - Allah için halisâne secde edip durdukları yüzlerinin salâh ile parlıyan nurânîliğinden bellidir. Bir hadîsi şerifte vârid olmuştur ki «مَنْ كَثُرَتْ صَلَاتُهُ بِاللَّيْلِ حَسُنَ وَجْهَهُ بِالنَّهَارِ= gece namazı çok olanın gündüz yüzü güzel olur.» Ebüssüud tefsirinde der ki: çok secde etmekten hasıl olan eserdir. Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi vesellemden rivâyet olunan «لَا تَعْلِبُوا صُوَرَكُمْ= ya’ni suratlarınızı sertleştirmeyiniz. Sertlikle damgalamayınız» hadîsi nebevîsi ile vârid olan nehiy alınlarını yere sürterek o sîmâları husule getirmeğe çalışanlar hakkındadır ki o sırf riyâ ve nifaktır. Burada kelâm ise sırf Allah için secde eden halîs muhlîs secdekâr olanların vecihlerinde hasıl olan eserdir اه. Mücahidden rivâyet olunduğuna göre: ibni Abbas demiştir ki: «سِيمَاهُمْ فِى وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ» o göreceğiniz eser değil, ve lâkin islâm sîmâsı, seciyyesi, tavrı, huşuu, tevazuudur. Ba’zı müfessirîn de bunu Dünyadaki secdelerinden, namazlarından Kıyamet günü yüzlerinde hasıl olacak nur diye rivâyet etmişlerdir. «تَعْرِفُ فٖى وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعٖيمِ يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ» kabîlinden demek olur. ذٰلِكَ o - zikrolunan vasıf مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ onların Tevrattaki meselleridir. - Tevratta mesel olarak zikrolunan acîb sıfatlarıdır وَمَثَلُهُمْ فِى الْاِنْجٖيلِ İncildeki meselleri de - şudur: كَزَرْعٍ bir ekin gibi ki
اَخْرَجَ شَطْئَهُ filizini çıkarmış - ya’ni çimi sürgününü yarmış çatallanmış فَاٰزَرَهُ derken onu kuvvetlendirmiş - başak çıkarmağa başlamış فَاسْتَغْلَظَ derken kalınlaşmış فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهٖ derken sakları üzere bir düzeye dizilmiş - saklarında za’f yok, yatık değil, dik ve düzgün, öyle güzel bir terbiye ile muntazam bir siyak üzere yetişmiş, öyle düzgün öyle dolgun, öyle feyızlı يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ öyle ki ekincilerin hoşuna gider - hars erbabı ve ta’lim-ü terbiye üstadları onları gördükçe imrenir. İşte Resulullah ve eshabı böyle hoş, mükemmel, muntazam güzel bir ekin gibi yetiştirilmiş bir ordudur. Burada Resulullahın feyzı ahlâkı ve ta’lîm-ü terbiyesi il ümmetine ruhan ve cismen verilen hayatî nizam ve neş’enin bir ifâdesi ve Mekke fâtihlerinin bir geçid resmi vardır. Katâde ve Dahhâkten rivâyet olunan tefsîre göre: bu tasvir ümmeti Muhammedin İncilde zikrolunan meselleridir. İncilde bir kavm çıkacak ki ekin yetişir gibi yetişecekler, onların içinden de bir kavm çıkacak emir bilma’ruf ve nehiy anil’münker yapacaklar diye yazılmış olduğu da nakledilmiştir. Lâkin diğer bir kısım müfessirîne göre «وَمَثَلُهُمْ فِى الْاِنْجٖيلِ مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ» üzerine ma’tuf olarak yukarının kaydidir. «ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْجٖيلِ» demektir. «كَزَرْعٍ» tarafı ilâhîden yeni bir temsildir. Sahib Keşşaf şöyle der: bu bir meseldir ki Allah tealâ bunu milleti islâmın başlayışı ile sureti terakkîsi hakkında darb buyurmuştur. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi vesellem yalnız olarak kıyam etti, sonra Allah tealâ onu ekinin ilk çimi ondan doğarak etrafını saran filizlerle katlanıp kuvvetlendiği gibi maıyyeti ile takviye buyurdu, Zira bunun zâhiri zerı’, Peygamber, şat’i eshabıdır. Şu halde yalnız eshabın değil, Peygamberle beraber eshabının bir temsîli olmuş olur. Bunların ne için böyle yetiştirildiğine gelince لِيَغٖيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ onlarla küffarı gayzlandırmak için - yetiştirilmişlerdir. Yâhud maba’dine merbut olarak: onlarla kâfirleri öfkelendirmek için وَعَدَ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظٖيمًا Allah onlardan iyman edip salih ameller işliyenlere bir mağfiret ve büyük bir ecir va’d buyurmuştur. - Buradaki «مِنْهُمْ» zamirini müfessirlerden çoğu obir zamirler gibi «وَالَّذٖينَ مَعَهُٓ» ye göndermişler ve «من» beyâniyye olduğunu söylemişlerdir ki hepsinin «لَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ» vasfiyle muttasıf olduğunu ifade etmiş olur. Bu surette «من» teb’ızıyye olamaz. Fakat ibni Cerîr işbu «مِنْهُمْ» zamirinin «شَطْئَهُ» ma’nâsına râci’ olduğunu beyan etmiştir. Ya’ni o zer’ın çıkardığı filizlerden iyman edip Allah ve Resulünü tasdık eyleyip de Allahın emrettiği güzel amelleri işleyen kimselere mağfiret ve ecri azîm va’d buyurdu demek olur ki bunlar islâma dahil olanlardır. Yukarıda «وَالَّذٖينَ مَعَهُٓ» diye sıfatları beyan olunan cemaatten sonra Kıyamete kadar dîni Muhammedîye dahil olacak olanların hepsi murad olunduğu için burada filiz zamiri cemı’lenmiştir اه. Bizce bu ma’na obirinden daha güzeldir. Maamafih bu surette bu «مِنْهُمْ» zamirinin küffara irca’ edilmesi gayz ta’liline daha muvafık olacağı kanaatindeyiz. Ya’ni Allah tealâ Resulünün maıyyetindeki ashabı ile küffara gayz vermek için onlardan: o kâfirler içinden iymana gelip de salih ameller yapan kimselere mağfiret ve ecri azîm va’d buyurdu, şübhe yok ki kâfirleri bu suretle iymana da’vet hamiyyeti cahiliyyelerine dokunur, kızdırır. Netekim oğlu Ebû Cendelin iymana gelmesi babası Süheyli ne kadar kızdırmıştı. Bu vechile burada hem Eshaba gayz edenlerin küffar oldukları anlatılmış, hem Ebû Cendel ve Ebû Nasîr vak’aları gibi küffarı kızdıran vukuata işaret edilmiş olduğu gibi istıkbalin futuhatı ile islâma dâhil olup güzel hizmet edeceklerin mağfiret ve ecr-ü mesubatı dahi ayrıca anlatılmış oluyor.
İşte Allah tealâ Peygamberine evvel ve âhiri mağfiret ve ni’met olan bu Sûre ile böyle mübîn böyle parlak ve şümullü bir fetih, te’min buyurmuştur. Bu suretle Sûrei «Feth» ın âhiri bilhassa terbiye ve intizamın ehemmiyyetini iş’ar ettiği için bunun üzerine dahilî terbiye ve ıslahatın istikmali zımnında Sûrei «Hucürat» başlıyacaktır.