Fetih Sûresi 2. Âyet
Medine · Cüz 26 · Sayfa 511
لِّيَغۡفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكَ وَيَهۡدِيَكَ صِرَٰطࣰا مُّسۡتَقِيمࣰا ٢
Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَاتَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ ki Allah senin zenbinden mâtekaddem ve mâteahhari: geçmişi ve geleceği mağfiret buyura - Kazıy Beyzavî der ki: fetih küffara cihad ile şirkin def’ine ve dînin i’lâsına ve nüfusı nakısanın tedricen ihtiyarlarıyle tekemmül edebilmeleri için kahran sevkına ve zuafâyı zalemenin elinden tahlîsa say etmenin bir netîcesi olmak i’tibariyle mağfiret fetha ıllet kılınmıştır اه. Ki murad ılleti gaiyye, ya’ni hikmettir. Demek olur ki buradaki feth-u mağfiret Sûrei Muhammeddeki «وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ» emrine imtisalin cevabı ve semeresi olmuştur. Alûsî der ki: fetih, «اِنَّا فَتَحْنَا» diye azamet nuniyle isnad olunduktan sonra mağfiretin «لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ» diye ismi celâl ile isnad olunması şu nükteye işaret olabilir ki fethi Allah tealâ vesait ile icra buyurursa da «mağfireti» zatı subhânîsi doğrudan doğru kendisi yapar, ba’zıları şunu tasrih etmişlerdir ki büyüklerin kendilerinden biz diye mütekellim maalgayr sıgasıyle ta’bir âdetleri kendilerinden sadır olan fiıllerin ekseriya tevabi’ istıhdam etmek suretiyle olmasındandır. Buna nasrın «وَيَنْصُرَكَ اللّٰهُ» diye ismi celîle isnad olunmasıyle i’tiraz da edilmez اه. «وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُ» hakikatlerine işaret olunmuş demek daha açık olacaktır. Zenbin mâtekaddem ve mâteahhari geçmişi ve geleceği hepsini ihatadan kinâyedir. Bu suretle Peygambere cemîi zünübdan mağrifetle tahâret ve berâet tebliğ buyurulmuştur. Ancak matekaddem ta’biri zenbin vukuunu iş’ar ederse de mâteahhar ta’biri farz olduğunu ıhtar eyler. Bunun için burada Peygamberden suduru melhuz olan zenbin ne olabileceği hakkında bahis yapılmıştır. Muhyiddîni Arabî gibi ba’zıları murad, ümmetin zenbi olduğuna kail olmuşlardır. Netekim «لَئِنْ اَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ فَاِنْ كُنْتَ فٖى شَكٍّ» âyetlerinde murad Peygambere değil, dolayısiyle ümmete hıtab olduğu müttefekun aleyhtir. Ancak bu te’vil «وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ» âyetinde yaraşmaz. Ba’zıları da demişlerdir ki zenbin vukuu murad olmıyarak terkîbin hey’eti mecmuası ademi muahazeden kinâyedir. Ekser müfessirînin kavlince ise vahiy varid olmıyan hususattaki ictihadatında mekamına nisbetle hilâfı evlâ kabîlinden olan ıhtıyarlarıdır ki «عَفَا اللّٰهُ عَنْكَ لِمَ اَذِنْتَ لَهُمْ» gibi hıtabatı ilâhiyye ile ıhtar buyurulmuştur. Buna zenb tesmiyesi mekamı risâlete nisbetledir. Çünkü «حَسَنَاتُ اْلَابْرَارِ سَيِّئَاتُ الْمُقَرَّبِينَ» dir. Buradan bundan böyle risâlet vazifesinin iyfasında evvelki mihan-ü mezâhimin ağırlığı kalmıyacağına da istidlâl olunabilir. Netekim sûrei «İnşirah» ta «وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ اَلَّذٖٓى اَنْقَضَ ظَهْرَكَ» buyurulmuştur. Semeratı iktitaf olunmağa başlıyan vazifelerin müşkilâtı muvaffakıyyet neş’eleriyle örtülmüş olur. وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ Ve üzerindeki ni’metini temamlaya - risaletteki muvaffakıyyetine bir de mülk zammolunmak gibi dinî ve dünyevî ni’metler ifaza eyleye وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقٖيمًا ve seni bir sıratı müstekîme hidayet kıla - gerek rısâletin iyfasında ve gerek riyâsetin merasimini edâda doğrudan doğru Allahın rızasına irdiren bir istikamet yoluna çıkara ki bu yol «وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَآءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهٖيدًا» mantukunca bütün insanlığın nümunei imtisalı olmak üzere umurı islâmın ağyar te’sîratından azâde olarak mahza şer’ı hak dairesinde bilistıklâl idaresi yoludur. Gerçi aslı istikamet fetihten evvel de mevcud ve gidilen yol o yol ise de fetihden sonra istıklâlin resmen haric ve dahilde tanınmasiyle hidayet ve tevfık başkaca bir vuzuh ve revnak kesbetmiş ve bundan böyle «سَنُرٖيهِمْ اٰيَاتِنَا فِى الْاٰفَاقِ وَفٖٓى اَنْفُسِهِمْ» mısdakınca büyüyüp inkişaf etmek nevbetine girmiştir. Onun için de buyuruluyor ki