AyetSûreler

Fetih Sûresi 12. Âyet

Medine · Cüz 26 · Sayfa 512

بَلۡ ظَنَنتُمۡ أَن لَّن يَنقَلِبَ ٱلرَّسُولُ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِلَىٰٓ أَهۡلِيهِمۡ أَبَدࣰا وَزُيِّنَ ذَٰلِكَ فِي قُلُوبِكُمۡ وَظَنَنتُمۡ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِ وَكُنتُمۡ قَوۡمَۢا بُورࣰا ۝١٢

Aslında siz Peygamber ve müminlerin, ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize güzel göründü de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak etmiş bir topluluk oldunuz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 11–17. âyetleri birlikte ele alır.

11. سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ – A’RAB, bedevîler. (Sûrei «Tevbe» de «اَلْأَعْرَابُ اَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا» bak). Resulullah Sallâllahü aleyhi vesellem Hudeybiye senesi Ömre için Mekkeye gitmek istediği sırada Kureyşin bir tearruzu veya mümaneati ıhtimaline karşı Cüheyne, Müzeyne, Gıfar, Eşca’, Düil, Eslem kabîlelerinin dahi seferber olarak beraber hareket etmesini istemiş ve maksadı harb olmadığını anlatmak için maıyyetinde kurbanlık hediyyeler dahi sevkeylemiş idi. Bu zikrolunan bedevî kabileler karşısında Kureyş ve Sekîf ve kinâne ve Mekkeye mucavir Ehâbiş denilen kabîleler gibi büyük bir düşman görerek gitmekten çekindiler, henüz iyman kalblerinde yerleşmemiş olduğu için Resulullah ile beraber gitmeyip kaldılar, Muhammed ve eshabı bu seferden avdet etmez dediler. İşte burada Cenabı Allah bunların bu sözlerini ve edecekleri ı’tizarı Resulüne henüz kendilerine vüsulünden evvel bildirmiş ve öyle de olmuştur. 15. سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ o geri kalanlar -Ya’ni yine o zikrolunan A’rab اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلٰى مَغَانِمَ لِتَاْخُذُوهَا siz ganîmetler almak için gittiğiniz vakıt diyecekler - rivayet olunur ki Allah tealâ Peygamberine Hayber gazâsını emreyleyip fethini va’d buyurmuş ve oraya giderken o A’rabîlerin şöyle diyeceklerini de haber vermiş ve öyle de olmuştur. Evvel gitmediklerine peşiman olarak o a’rabîler o vakıt diyecekler ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ bırakın bizi size ittibâ edelim - ardınızca gidelim, böyle demekle يُرٖيدُونَ اَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللّٰهِ Allahın kelâmını değiştirmek istiyecekler - çünkü Allah tealâ o ganîmetleri bilhassa Hudeybiye de bulunanlara va’detmiş iken onlara iştirâk etmeğe kalkışarak Allahın va’dini tebdil etmek istiyecekler. قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا de ki siz bize asla ittiba’ etmiyeceksiniz - ya’ni biz o ganîmetlere giderken asla arkamızdan gelmeyin كَذٰلِكُمْ قَالَ اللّٰهُ مِنْ قَبْلُ bundan evvel, ya’ni siz ittibâa hazırlanmadan evvel Hüdeybiyye dönüşünde - Allah hakkınızda böyle söyledi فَسَيَقُولُونَ buna karşı da diyecekler ki بَلْ تَحْسُدُونَنَا hayır bize hased ediyorsunuz - size ganîmette iştirâk edeceğiz diye kıskanıyorsunuz بَلْ كَانُوا لَايَفْقَهُونَ hayır ince anlamıyorlar اِلَّا قَلٖيلًا ancak pek az bir anlayışları var, mes’elenin fıkhını, ledünniyyatını anlıyacak bir halde değiller, ancak Dünyaya müteallık az bir anlayışları var, ganîmet denince gelmek isterler de ganîmete ne ile ne hakkile irilir, Peygambere karşı nasıl idarei kelâm edilir bilmezler, cehalet ile hased ediyorsunuz derler. Te’kidi nefiy suretinde «لَنْ» ile ittibaı nehyeden «لَنْ تَتَّبِعُونَا» men’i, ebedî olmadığına ve ganîmete irmek hakkı ancak Allah yolunda çarpışmakla hasıl olacağına tenbih ile istikbaldeki vukuatı ihbar sadedinde buyuruluyor ki: 16. قُلْ لِلْمُخَلَّفٖينَ مِنَ الْاَعْرَابِ de ki o geri kalan a’rabîlere سَتُدْعَوْنَ اِلٰى قَوْمٍ اُولٖى بَاْسٍ شَدٖيدٍ siz ileride şiddetli beis sahibleri, ya’ni kuvvetli harb ehli çetin bir kavme da’vet olunacaksınız -onlarla harb için çağırılacaksınız - ba’zıları bu kavım, Müseylimenin kavmı olan Benî hanîfe olduğunu rivayet etmişlerdir ki buna da’vet Hazreti Ebî bekir zamanında oldu. Ba’zıları da Fürs diye rivayet etmişlerdir ki: Hazreti Ömer, Medîne, Cüheyne, Müzeyne a’rabını Fâris kıtâline da’vet etmişti, diğer ba’zıları da Rum demişlerdir ki bu da’vet de Mûte ve Tebûk gazvelerinde Hazreti Peygamber tarafından başlamıştır. Ebû hayyan derki bu kaviller hasr için değil, misal tarikıyle söylenmiştir.

Evvel ve âhir tehallüf hususunda ma’zireti olanlar için de buyuruluyor ki 17. لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ الخ a’maya harec yoktur. ilh... - Ya’ni gitmek için tazyık yoktur, a’ma, topal, hasta geri kalabilir, bunlar ma’zurdurlar. Bununla beraber menhiy de değildirler. Kendi arzulariyle gidebildikleri takdirde meni’de olunmazlar. Başkalarına bâr olacak derece de olmamak şartıyle mudâafen me’cur bile olurlar. Netekim İbni ümmi Mektum radıyallahü anh Hazretleri a’ma olmakla beraber Kadisiyye harblerinin ba’zısında bulunmuş, bayrak tutmuştu. Ebû hayyan Bahirde der ki: eğer müslimanlar muhasara olunursa farzı cihad da vüs’u nisbetinde müteveccihtir. اه. Mütehallifleri, ma’zurları zikirden sonra halîs mü’minlerin halini beyan ile buyuruluyor ki: ١٨ لَقَدْ رَضِىَ اللّٰهُ عَنِ الْمُؤْمِنٖينَ اِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فٖى قُلُوبِهِمْ فَاَنْزَلَ السَّكٖينَةَ عَلَيْهِمْ وَاَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرٖيبًا ١٩ وَمَغَانِمَ كَثٖيرَةً يَاْخُذُونَهَا وَكَانَ اللّٰهُ عَزٖيزًا حَكٖيمًا ٢ وَعَدَكُمُ اللّٰهُ مَغَانِمَ كَثٖيرَةً تَاْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هٰذِهٖ وَكَفَّ اَيْدِىَ النَّاسِ عَنْكُمْ وَلِتَكُونَ اٰيَةً لِلْمُؤْمِنٖينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطًا مُسْتَقٖيمًا ٢١ وَاُخْرٰى لَمْ تَقْدِرُوا عَلَيْهَا قَدْ اَحَاطَ اللّٰهُ بِهَا وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرًا ٢٢ وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْاَدْبَارَ ثُمَّ لَايَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصٖيرًا ٢٣ سُنَّةَ اللّٰهِ الَّتٖى قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْدٖيلًا ٢٤ وَهُوَ الَّذٖى كَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ عَنْهُمْ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ بَعْدِ اَنْ اَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرًا ٢٥ هُمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْىَ مَعْكُوفًا اَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَآءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ اَنْ تَطَؤُهُمْ فَتُصٖيبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍ لِيُدْخِلَ اللّٰهُ فٖى رَحْمَتِهٖ مَنْ يَشَآءُ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا ٢٦ اِذْ جَعَلَ الَّذٖينَ كَفَرُوا فٖى قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَكٖينَتَهُ عَلٰى رَسُولِهٖ وَعَلَى الْمُؤْمِنٖينَ وَاَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوٰى وَكَانُوٓا اَحَقَّ بِهَا وَاَهْلَهَا وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلٖيمًا Meali Şerifi