AyetSûreler

Fâtır Sûresi 38. Âyet

Mekke · Cüz 22 · Sayfa 438

إِنَّ ٱللَّهَ عَٰلِمُ غَيۡبِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ۝٣٨

Şüphe yok ki Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Elbette o, sinelerin içinde olanları da bilir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 38–45. âyetleri birlikte ele alır.

Bununla beraber Allah insanları kesibleriyle hemen muâhaze ediverecek olsa yer yüzünde bir deprenen bırakmazdı ve lâkin müsemmâ bir ecele kadar onları te’hır buyurur, nihayet ecelleri geldiği vakıt işte o vakıt, şübhe yok ki Allah kullarını basîr bulunuyor 46

39. هُوَ الَّذٖى جَعَلَكُمْ خَلَآئِفَ فِى الْاَرْضِ O odur ki sizi Yer yüzünde halîfeler kıldı - hılâfet verip bundan böyle ahkâmı ilâhiyyenin icrasına me’mur eyledi, bu âyet, ümmeti Muhammede istıkbalin hükûmetini va’deden gayb haberlerindendir. Mekkede bu Sûrenin nâzil olduğu zaman düşünülürse bu âyetin ne büyük mu’cizeyi tazammun etmekte olduğu kolaylıkla ı’tiraf olunur. Şübhe yok ki bu çok büyük ni’mettir. فَمَنْ كَفَرَ imdi her kim küfreder: böyle bir ni’mete karşı nankörlük eyler de iyman ve şükür yolunu tutmazsa فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ küfrü sırf kendi aleyhinedir. - Cezasını kendi çeker, öyleya وَلَا يَزٖيدُ الْكَافِرٖينَ كُفْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِلَّا مَقْتًا kâfirlere küfürleri rablarının ındinde mebğuz olmaktan başka bir şey artırmaz. Küfür, bir küfran, bir nankörlük olmak i’tibariyle Allah yanında mebğuz, mağdub, menfur olmaktan başka bir netice vermez وَلَا يَزٖيدُ الْكَافِرٖينَ كُفْرُهُمْ اِلَّا خَسَارًا ve kâfirlere küfürleri hasardan başka bir şey artırmaz.- Çünkü iymansızlık hem mahrumiyyet hem de sebebi felâkettir. Ya Resul 40. قُلْ de ki اَرَاَيْتُمْ gördünüz mü? شُرَكَآءَكُمُ الَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ Allahın berîsinden çağırdığınız şeriklerinizi? Ya’ni Allaha şerik koşarak taptığınız veya namına da’vet eylediğiniz ma’budlarınızı اَرُونٖى مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ gösterin bana bu Arzdan neyi, hangi cüz’ü halk etmişler? - Müstekıllen yaratmışlar da siz onlara tapıyor, onlara yalvarıyorsunuz, halkı onlara çağırıyorsunuz? اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِى السَّمٰوَاتِ Yoksa onların Semâlarda mı ortaklıkları var?- Arzdan hiç bir parçayı bil’istiklâl yaratmadılarsa da Göklerde halk veya diğer bir huküm ve tasarruf ı’tibariyle Allaha iştirâkleri mi var? Hâşâ ne o, ne de o, hiç biri de olmadığı apaçık ma’lûm iken nasıl olur da siz onlara tapar veya da’vet edersiniz? o ne cehalet, ne hamakat, ne haksızlık?... اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا yoksa biz onlara bir kitab vermişiz de فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُ kendileri ondan bir beyyine üzerinde mi bulunuyorlar - Yerde Gökte bir şirketleri olmadığı ma’lûm olmakla beraber biz onlara ma’budluk pâyesi verdik, ülûhiyyetimize şerik kıldık diye ellerine bir kitab, bir ferman vermişiz de bundan dolayı açık bir delîle, kat’î bir huccete mi mâlik bulunuyorlar? بَلْ hayır اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا اِلَّا غُرُورًا yalnız zâlimler birbirlerine sâde bir gurur, sırf bir aldanış va’deder dururlar - onlar bizim Allah yanında şefaatcilerimizdir diye selefler halefleri başlar geridekileri aldatır giderler. Bu âyetin hukmü yalnız putperestlere değil, Allahdan başka gerek put, gerek Melek, gerek Mülûk ve gerek diğer her hangi bir şey’e tapan müşriklerin hepsine amm-ü şamil olduğunda şübhe yoktur 41. اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَا şübhe yok ki Gökleri ve Yeri zeval buluvermelerinden Allah tutuyor - ya’ni şirk ve zulüm öyle fena, o kadar büyük cinayettir ki onun şeametinden Yerler Gökler yıkılır, çünkü onlar ancak adl-ü hakk ile kaimdirler. Hakkın mûvâzenesi bozulunca kendilerini tutamazlar. Zatlarında mümkin olduğu için vücudlarında bekalarında da kendileri kendilerine kâfi değildirler. Onun için haksızlık nizamı âlemi ifsaddır. Allaha şirk ise en büyük zulm olduğundan müşriklerin meydan alan zulm-ü fesadlariyle âlem yıkılmak üzere bulunuyor. Fakat Allah tealâ onların vaktı mukadderinden evvel zevallerini istemediği için tutuyor, muhafaza buyuruyor da henüz yıkılmıyorlar. وَلَئِنْ زَالَتَآ kasem olsun ki, eğer zevale irirlerse اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِهٖ onları ondan sonra - o zevalden sonra, yâhud Allahdan başka - hiç bir tutacak yoktur اِنَّهُ كَانَ حَلٖيمًا غَفُورًا o cidden halîm ve gafûr bulunuyor. - Zira şanı celâline karşı yapılan o şirk ve zulüm yüzünden «تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا» mazmununca yıkılmak üzere bulunan Gökleri ve Yeri tutuyor 42. وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَآءَ هُمْ نَذٖيرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدٰى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِ – çünkü Kureyş Ehli kitabın Peygamberlerini tekzib ettiklerini işitmişler ve şöyle demişlerdir: Allah, Yehûd ve Nesarâya lâ’net etsin eğer bize bir Resul gelse idi her halde biz ümmetlerin her birinden daha hidayetkâr olurduk فَلَمَّا جَآءَ هُمْ نَذٖيرٌ sonra da kendilerine bir Peygamber, ya’ni Muhammed aleyhissalâtü vesselâm geldiği zaman مَازَادَهُمْ اِلَّا نُفُورًا onlara fazla bir ürkeklik verdi - yeminleri gibi hakkı kabul değil de haktan bir kaçınma. 43. اِسْتِكْبَارًا فِى الْاَرْضِ Yer yüzünde bir kibirlenme, yâhud kibirlendikleri için وَمَكْرَ السَّيِّىِٔ ve kötülük mekri, suikasd düzeni «وَاِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ اَوْ يَقْتُلُوكَ اَوْ يُخْرِجُوكَ» mantukunca o Peygambere suikasd tertibi وَلَا يَحٖيقُ الْمَكْرُ السَّيِّىُٔ اِلَّا بِاَهْلِهٖ halbuki kötü mekir sırf sahibinin, ya’ni yapanın başına geçer - netekim onların mekri de «Bedr» de başlarına geçti فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا سُنَّتَ الْاَوَّلٖينَ demek ki onlar da sırf evvelkilerin sünnetine bakıyorlar - evvelki tekzib eden, kötülük yapan ümmetlerin başlarına gelen sünnetullahı, kanunı ilâhîyi gözetiyorlar فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَبْدٖيلًا o halde Allahın sünnetine bir tebdil bulamazsın - hakkı tekzib edenlere ve kötülük yapanlara azâb kanununu dini islâm neshedecek değildir. وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَحْوٖيلًا ve Allahın sünnetine bir tahvil de bulamazsın - o azâbı müstehıkk olanlardan başkasına çeviremezsin de: 44. اَوَلَمْ يَسٖيرُوا فِى الْاَرْضِ Arzda dolaşıp da bir bakmadılar da mı? - Mâkabline istişhaddır. Ya’ni Şama, Yemene ve Iraka ticaret ve sair her hangi bir sebeble seyr-ü seferinde hiç bakıp görmediler de mi? Peygamberlerini dinlemeyin geçmiş ümmetler şu Arzda nasıl helâk olmuşlar, yurdları nasıl harabelere dönmüş وَكَانُوٓا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً halbuki onlar o Âdlar, Semûdlar, kendilerinden çok kuvvetli idiler - Allahın emirleri dairesinde hareket etmedikleri için azâb kanunlariyle kökleri kazında وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَىْءٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلَا فِى الْاَرْضِ ne Gökler de ne Yerde hiç bir şeyin Allahı âciz bırakmak ihtimali yok اِنَّهُ كَانَ عَلٖيمًا قَدٖيرًا çünkü o alîm bir kadîr bulunuyor. - Her şey’e karşı ılmi, kudreti nihayetsiz olan zatı ecell ise hiç bir vechile âciz olmaz. Ya öyle de bu kadar kâfirleri müşrikleri neye yaşatıyor da mahvedivermiyor? denilirse buyuruluyor ki 45. وَلَوْ يُؤٰاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا eğer Allah bütün insanları kesibleriyle-kesb ettikleri günahlar yüzünden hemen muahaze ediverecek olsa مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَآبَّةٍ yeryüzünde hiç bir deprenen bırakmazdı - İnsan ma’sıyetlerinin şeâmetinden bir hayvan bile kalmazdı demişlerse de deprenir bir insan bırakmazdı ma’nâsına olmak daha ma’kuldür. Çünkü şu fıkralardaki «هم» zamiri ukalâda zâhirdir. وَلٰكِنْ velâkin Derhal muahaze edivermez de يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى o insanları müsemma bir ecele kadar te’hır eder - ki o Kıyamet günüdür فَاِذَا جَآءَ اَجَلُهُمْ ecelleri geldiği vakıt da فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِهٖ بَصٖيرًا şübhe yok ki Allah kullarına basîr bulunuyor. - Hiç birini kaçırmaz, her ne kesibleri varsa ona göre hayre hayır, şerre şer cezalarını verir. Bu cümle «عِبَادِهِ» vasfiyle ubudiyyetini bilen kullara bir tesliyeyi ış’ar etmekle beraber umum için ağır bir muâhazeyi ıhtar eden heybetli bir inzardır. Ve işte bu hatimeyi bir heyecani beliğ ile doyurup yaşatmak için sûrei «Yâsîn» aşkı: ilâhî ile çarpan bir kalbi vâsıl darabaniyle ta’kıyb ve tafsî edecektir. Şübhesiz basîrsin yarab! Biz kullarını da bütün ahvalimizle görür gözetirsin, gözet, lûtfi rahmetinle gözet ilâhî!.