Fâtır Sûresi 1. Âyet
Mekke · Cüz 22 · Sayfa 434
ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ جَاعِلِ ٱلۡمَلَـٰٓئِكَةِ رُسُلًا أُوْلِيٓ أَجۡنِحَةࣲ مَّثۡنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَۚ يَزِيدُ فِي ٱلۡخَلۡقِ مَا يَشَآءُۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ ١
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediği kadar artırır. Gerçekten Allah her şeye kâdirdir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ Göklerin ve Yerin fâtıri - ya’ni bütün âlemi yokken yaradan fıtratını ibtida ibda’ eden, yâhud yaran, ademden vücûde çıkaran ve yine yaracak, «اِذَا السَّمَآءُ انْشَقَّتْ» ve «اِذَا السَّمَآءُ انْفَطَرَتْ» hukmünü icra edecek olan.
Sûrei «En’am» da dahi geçtiği üzere «فطر» esasen yarmak ma’nâsınadır. Ragıb uzunluğuna yarmak der, bundan bir misal sebketmeksizin ilk olarak yaratmak ma’nâsına mütaeref olmuştur. Bu ma’nâca fâtır, iycadı evvele nâzırdır. Ve mâzıy ma’nâsına olacağı için izafeti ma’neviyye olarak ma’rife olup lafzai celâleye sıfat olmuştur. Bu surette Âhırete, neş’eti saniyeye işareti, intikalî ve istidlâlî olmuş olur. Maamafih ba’zı müfessirînin dediği gibi yarmak ma’nâsından fâıl olması da melhuzdur. Bu surette biz bundan «اِذَا السَّمَآءُ انْفَطَرَتْ» mantukundaki infitarı da anlamak isteriz ki bunda icadı uhrevî dahi tensıs olunmuş olur. Ancak yaradacak demek olan bu ma’nâ istikbale âid olduğu için fâtır, âmil olarak izafeti lafzıyye olacağından ta’rif iktisab etmez ve Allah ismine sıfat olamamak lâzım gelir. O halde iki ıhtimal kalır: birisi bedel yapılmak, birisi de «مَالِكِ يَوْمِ الدّٖينِ» gibi istımrar ve sebat kasdolunarak mazıy ve istıkbale şamil olmaktır. En münasibi de budur. O halde hem icadı evveli ve hem icadı saniyi tazammun ederek ma’nâ işaret ettiğimiz gibi şu olur: Semavat ve Arzı yaran ve yaracak olan, Dünyayı yarattığı gibi Âhıreti de yaratan جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا ve Melekleri elçiler yapan - ya’ni kendisinden kullarının şuurlarına tebliğ vasıtaları, Peygamberlere vahiy, salihîne ilham, akıllara fikri savab getiren vasıtalar, yâhud kudretinin âsârını halkına iysal edici vasıtalar kılan, öyle ki «اُولٖىٓ اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَ» ikişer, üçer ve dörder müteaddid ecnihalı -
ECNİHA, cenahın cem’idir. Cenah da kanad demektir. Ma’ruf olan budur. Bir şey’in kanat ve kol gibi
şu’belerine ve cihetlerine dahi ıtlak olunur. Melâikenin cenahlarının hakikati ve keyfiyyeti nasıl olduğunu ise Allah bilir. Maamafih cihet ile te’vil edenler de olmuştur. İfadenin siyakından anlaşıldığına göre burada zikrolunan adedler ta’yin ve tahsıs için değil, çokluğu beyan içindir. Binaenaleyh dörtten yukarı yok demek değildir. Filhakıka Buharî, Müslim, Tirmizî «لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرٰى» âyetinde İbni Mes’ud Hazretlerinden rivayet etmişlerdir ki Resulullah Cibrili altı yüz kanadla görmüştür. Tirmizînin Hazreti Aişeden rivayetine göre de Resuli ekrem sallallahüaleyhi vesellem Cibrili kendi suretinde ancak iki def’a görmüştür. Bir kerre Sidrei müntehanın yanında bir kerre de Ciyad içinde ki altı yüz kanadı vardı, ufku seddetmişti اه. Filvakı’ dörtten ziyade olabileceğini de anlatmak için buyuruluyor ki يَزٖيدُ فِى الْخَلْقِ مَايَشَآءُ halkta dilediği kadar ziyade eder - Binaenaleyh Melâikenin kanadlarını daha ziyade yapabileceği gibi, diğer mahlûklarında da dilediği ziyadeyi yapabilir. Meselâ güzel yüzler, güzel sesler, güzel saçlar, güzel hatlar, gözlerde melâhat, kamette letafet surette tenasüb, a’zâda tamamlık, kuvvette şiddet, akılda kesginlik, reiyde cezalet, kalbde şecaat, nefiste semahat, lisanda talâkat, tekellümde liyakat, işte beceriklilik ilh... Neler, ne kemaller, ne ziyadelikler yaratır. Binaenaleyh Allahın yaradışını mahdud suretlerle tahdide kalkışmamalıdır. اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ şübhesiz ki Allah, her şey’e kadirdir. Onun için