AyetSûreler

Enfâl Sûresi 17. Âyet

Medine · Cüz 9 · Sayfa 179

فَلَمۡ تَقۡتُلُوهُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ قَتَلَهُمۡۚ وَمَا رَمَيۡتَ إِذۡ رَمَيۡتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ رَمَىٰ وَلِيُبۡلِيَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ مِنۡهُ بَلَآءً حَسَنًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ ۝١٧

Sonra onları siz öldürmediniz, lâkin Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı. Bu da müminlere güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Allah işitendir, bilendir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ İmdi onları siz katletmediniz -o maktul düşen ve enfali mevzu’ı bahs olan müşrikler sizin kuvvetinizle düşmediler وَلٰكِنَّ اللّٰهَ قَتَلَهُمْ ve lâkin onları Allah katlettis ize emr-ü nusrat vermek, üzerlerine sevk-u taslıt eylemek ve kalblerine korku düşürmek suretiyle onları o öldürdü. Rivayet olunuyor ki Kureyş, ordusu, «Akankal» den çıkınca aleyhissalâtü vesselâm demişti ki «işte Kureyş, gurur ve iftihar ile geldi, Resulünü tekzib ediyorlar, Allahım, bana va’dini senden isterim» derken Cibrîl aleyhisselâm geldi «bir kabza toprak al onl ara at» dedi, vaktâki tarafeyn tutuştular, Resulullah bir avuç çakıl aldı yüzlerine doğru attı ve «شَاهَتِ الْوُجُوهُ» buyurdu, göziyle meşgul olmadık bir müşrik kalmadı. Binaenaleyh bozuldular, mü’minler de enselerine bindi öldürüyorlar ve esir ediyorlardı, sonra vaktâki harb bitti çekildiler, Eshab içinde «şöyle kestim, şöyle esir ettim» diye tefahur edenler olmuştu, bu âyet bunun üzerine nâzil oldu. Ya’ni siz iftihar ediyorsanız şunu iyi bilmelisiniz ki onları kendi kuvvetinizle siz değil Allah öldürdü وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ ve attığın vakıt da sen atmadın ya Muhammed, -bir remiy, bir endaht suretinde bir fi’ıl yaptığın vakıt düşmanlara isabet ve te’sir eden, hepsinin gözlerine batan atışı sen atmadın, o remyi surînin netaici hasılasını sen yapmadın وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰى velâkin Allah attız ira at emrini veren o, mermiyi hedef gayesine irdiren ve düşmanı bozub sizi tepesine bindiren ve arkasını aldıran odur. Eğer remyin ve râminîn hakıkati mülâhaza edilmiyecek olursa bütün fahr-ü şeref düşmanın boynuna inen bir kılıcın veya damarına saplanan birokun veya gözüne batan bir çakılın hakkı olmak ve o zaman da size hiç bir hıssai şeref isabet etmemek lâzım gelir. Fakat şeref ne kınındaki kılıcın, ne yerindeki çakılındır. İşte o kılıcın, o mermiynin gazîlere karşı vaz’ıyyeti ne ise gazîlerin Allaha karşı vaz’ıyyetleri onun daha madununda bir vaz’ıyyeti istıhdamdır. Binaenaleyh gazîler, bilmelidirler ki hakıkatte kendilerinin hiç bir hakkı tefahurleri yoktur. Bütün bunları yapan emr-ü halkıyle Allahdır. -Buradan vahdeti vücud istidlâline veya bir ittihad tevehhümüne saplanmak doğru değildir. Bunda vahdeti vücud veya ittihad değil, ef’al ve müessiratı suriyyenin fevkında tesiri hakıkînin isbatı ve müessiri hakıkînin vahdaniyyeti mevzuı bahistir. Ortada maktul ve gazî, mermiy ve râmiy yok değil ve bunlar «هو هو» sine Allah da değil fakat hepsinin vücud ve fı’li üzerinde müessir, hâkim bir Allah var ki bütün esbab ve avamili suriyye ve muhtelifenin irtibatı ve netaici hasılası onun tahti huküm ve te’sirindedir. وَلِيُبْلِىَ الْمُؤْمِنٖينَ مِنْهُ بَلَآءً حَسَنًا ve Allah mü’minlere tarafından güzel bir tecribe -güzel bir ni’met olan bir tecribei nasr-u zaferv ermek için ki bunları yaptı اِنَّ اللّٰهَ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ şüphesiz ki Allah bir semî’ı alîmdir -dualarınızı, feryadlarınızı, gizli açık seslerinizi sözlerinizi işidir. Niyyetlerinizi, maksadlarınızı, fikirlerinizi, kuruntularınızı ve bütün ahval ve harekâtınızı bilir.