AyetSûreler

Enbiyâ Sûresi 11. Âyet

Mekke · Cüz 17 · Sayfa 323

وَكَمۡ قَصَمۡنَا مِن قَرۡيَةࣲ كَانَتۡ ظَالِمَةࣰ وَأَنشَأۡنَا بَعۡدَهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ ۝١١

Biz halkı zalim olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler var ettik

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 11–29. âyetleri birlikte ele alır.

16. لَاعِبٖينَ Oyuncu olarak yaratmadık - ya’ni üzerinizde türlü bedayi’ ile meşhun bir sakfi merfu’ halinde yükselip duran Sema ve altınızda nice menafi’ ile memlû bir mehdi mevzu’ halinde döşenmiş olan Arz ve aralarındaki acaibi mahlûkat, Gönülleri oyunda olan ve Rahmanın zikr-ü ıhtarını eğlence yerine koyan o zalimlerin tevehhüm etmek istedikleri gibi oyuncak değildir. Hakkı tanımak ve hayatı ebediyye yolunda menafi’i âliyesinden istifade edilmek üzere hak ve hikmetle yaradılmış bürhanı kudrettir. Eğer bunlar yalnız beşerin hayatı Dünyası için yaradılmış olsa idi «اِنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ» mantukunca bir levh-ü leıbden ıbaret olmak lâzım gelirdi. Netekim hayatı Dünyadan başkasını düşünmiyen kâfirler, bütün âlemi kendilerine bazîçe etmek istemişler ve hattâ bu hiss ile felsefe yapacağız diye neler söylemişlerdir.

Buyuruyor ki: 17. لَوْ اَرَدْنَآ اَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا eğer biz bir eğlence ittihaz etmek murad etseydik لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنّاَ elbette onu ledünnümüzden ittihaz ederdik - ya’ni sırf ilâhî bir lehiv ittihaz ederdik. Ve o halde o bir lehiv değil aynı hıkmet olurdu. Demek ki Allah tealânın lehiv ittihaz etmesi kabili tesavvur değildir. - Yahud âlemi onlar tarafından eğlenmek üzere bir eğlence değil, kendi tarafımızdan kendimiz için bir eğlence yapardık اِنْ كُنَّا فَاعِلٖينَ eğer yapacak olsa idik - öyle değil böyle yapardık amma yapmayız. Şanı ulûhiyyete bilfarz lehiv yakışsa idi böyle yakışırdı, fakat, hakîmi mutlakın kemaline lehiv asla yakışmaz. Tâli batıl binaenaleyh mukaddem de öyle.

21. هُمْ يُنْشِرُونَ – Neşri onlar mı yapacaklar? Ya’ni mevtayı kabirlerinden onlar mı kaldıracak, ba’sedecekler?

22. لَوْ كَانَ فٖيهِمَآ اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ Yerde Gökte ya’ni bütün âlemi vücudde öyle tasarruf edecek ıbadet olunacak Allahın gayri ilâhlar olsa idi لَفَسَدَتَا lâbüd ikisi de fâsid olurlardı - Yer ve Gök bütün âlem mahvolmuş bulunurdu ve yahud hiç vücude gelmezlerdi. Madem ki bütün nizamile mevcuddurlar. Binaenaleyh Allahdan başka ilâh yoktur. Çünkü ilâh demek hiç bir hususta aczi mümkin olmıyacak vechile kudreti baliga sahibe demektir. Onun için Allahdan başka Arz ve Semada kudretiyle tedbir ve tasarruf eden ilâhlar faredildiği takdirde her biri ılleti tamme olmak lâzım gelir. Her birinin kudreti baligaya malik olduğu ve iycad ve i’dam, ihya ve imâte, tagyir ve teddil ilh... alel’ıtlak her tasarrufa bil’istıklâl kudreti bulunduğu farzedilmiş olur. Ve o halde Arz ve Semanın sıhhati vucudunda ya her biri müessir olacak veya yalnız birisi müesser olacak. Yalnız birisi müessir olacak ise diğerleri ilâh değil imiş demek olur. Ve eğer her biri müessir olacaksa müteaddid ılletlerin ma’lû’li vahid üzerine bil’ıstiklâl tevarüd ve tesadümü lâzım gelir ki muhaldir. Tevaffuk üzere tevarüdleri de muhaldir, tehalüf üzere tevarüdleri de muhaldir. Zira tehalüf üzere olursa meselâ biri yapmak isterken diğeri yıkmak isterse eserde tenazu’ ve temanu olur hiç bir şey vücude gelemez, Tevafuk üzere olursa istıklâlde tenazu’ ve tenakuz olur. Ta’biri âharle kudretler beyninde tetârüd vuku’ bulur veya hasılı tahsıl lâzım gelir. Ve yine birinden ziyadesi ilâh olmamak ıktiza eder, ve eğer hepsinin ittifakıyle müştereken te’sirleri farzedilecek olursa bu surette de ılleti tamme ancak mecmuu olacağından her biri müessiri tam değil cüz’i ıllet yan’i ılleti nâkısa olmuş olur. Nâkıs olan ise ilâh olamıyacağından hiç biri ilâh olamamak ıktiza eder. O halde olsa olsa mecmuu birleşmek şartile bir ilâh olacak, ya’ni müteaddid ilâhlar cem’ıyyet: değil de nâkıslardan mürekkeb bir cemıyyetin küllüne bir ilâh denmiş olacak, halbuki her ne olursa olsun mecmu’da kadir bizatihi değildir, Arz-ü Semâ gibi bir terkib-ü nizama ve terkibini yapacak müessire muhtaçtır. Ma’lûldür. Muhtacın ma’lûlün ilâh olmıyacağı ise âşikârdır. Velhasıl Allahın gayri ilâhlar ve hattâ ondan başka bir ilâh farzolunursa gerek iştirâk suretile farzedilsin ve gerek istiklâl suretile farzedilsin ilâh farzolunanların ilâh olmaması lâzım gelir. Tenakuz muhakkak olurdu, vücudi mutlakta sıhhate imkân kalmaz, hiç bir vücud sahih olmazdı, Arz-ü Sema bulunmazdı. Halbuki bu gün Arz-ü Semâ fasid değil sahihan ve muntazamen mevcuddur. Binaenaleyh Allahın vahdaniyyeti Arz-u Semânın mevcudiyyetinden bizzarure ma’lûmdur. فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ imdi Allah o her şey’e galib, o büyük vücud ve hılkat saltanatına sahib olan o rabbül’arş başka ilâhlar ittihaz eden müşriklerin, zâlimlerin, gafillerin isnad ettikleri vasıflarından çok münezzeh bir sübhandır. Onu noksan şâibelerinden tenzih ederek tesbih etmelidir.

O halde Allah o zâlimleri, kâfirleri, o ehli şerri ne için yaratıyor? Velev bir zaman için olsun onların fenalıklarına neye meydan veriyor? Denecek olursa 23. لَا يُسْئَلُ عَمَّا يَفْعَلُ o lâ yüs’elüammâ yef’aldir. - Fi’linden sual olunmaz hiç bir veçhile mes’ul olmak ihtimali yoktur. Hıkmeti teharrî ve tefekkür olunmaz değil fakat zati sübhanîsi hiç bir fiılden dolayı münakşa olunmak imkân ve ıhtimali olmadığı gibi ef’aline kendisinden başka hâkim bir ılleti mucibe olacak bir niçin? Bulmak ıtimali de yoktur. Çünkü onun fevkında hiç bir hâkim, hiç bir ıllet yoktur. O bütün hâkimlerin ahkemi, bütün esbab-ü ılenin hâlık ve müsebbibi bir fâıli muhtardır. Keyfe mâ yeşâ tesarruf eder, onunla beraber lehivden münezzehtir. Hiç bir işi oyuncak değil her fı’li aynı hıkmettir. Hıkmetin hakıkati de kendi ılmindedir. Bildirirse bildirir, bildirmezse yalnız kendi bilir. Hasılı ona karşı şu neye şöyle oldu, niçin yaptın söyle bakayım gibi sual-ü ıtaba kalkışmak kimsenin haddi değildir. وَهُمْ يُسْئَلُونَ halbuki onlar, ya’ni kullar mes’uldürler - huzurı ilâhîde bütün fiıllerinden sual olunacak, ona göre sevabını veya azâbını göreceklerdir. 24. قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ haydi, de getirin bürhanınızı - ya’ni Allahdan başka ilâh ittihaz edenlerin da’valarını isbat edebilecek aklî ve naklî hiç bir delilleri yoktur. Halbuki umurı diniyyede ve bâhasus böyle en hatarlı bir da’vada delilsiz söylenen sözlerin de hukmü yoktur. Binaenaleyh bu beyandan sonra dillerini boğazlarına tıkmak ve hadlerini bildirmek için ya Muhammed, onlara deki haydi o da’vanıza bir bürhan getirmek mümkin ise getirin bakayım. هٰذَا İşte - de görüyorsunuz ya ذِكْرُ مَنْ مَعِىَ benim meıyyetimdekilerin zikri - ya’ni ümmetime zikr-ü fikrolmak üzere tebliğ ve beyan ettiğim kitab ve tezkir وَذِكْرُ مَنْ قَبْلٖى ve benden evvelkilerin zikri - evvelki Peygamberlerin ümmetlerine edilen tezkir - bunlar meydanda, hepsi aklî ve naklî ikame edilmiş tevhid bürhanlarıdır. Hani ya sizinki?.. Yahud işte benim ümmetimin kitabı olan Kur’an ve evvelki ümmetlerin kitabı olan Tevrat ve saire ma’lûm bunlara müracaat edin, sizin şirk da’vanıza bir bürhan bulabilir misiniz? Haydin bakalım! Ne mümkin بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ hayır onların ekserîsi hakkı bilmezler, taklid arkasında giderler فَهُمْ مُعْرِضُونَ da onun için ı’raz etmektedirler. - Ancak bir akalliyyet vardır ki hakkı hoşlanmazlar, haksızlıklarından dolayı bile bile ı’raz ederler.

Bundan evvelki Peygamberlerin zikri tevhıd değil idi diyecek olurlarsa:

25. وَمَآ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ الخ ٣ اَوَ لَمْ يَرَ الَّذٖينَ كَفَرُوٓا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَآءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ ٣١ وَجَعَلْنَا فِى الْاَرْضِ رَوَاسِىَ اَنْ تَمٖيدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا فٖيهَا فِجَاجًا سُبُلًا لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٣٢ وَجَعَلْنَا السَّمَآءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا وَهُمْ عَنْ اٰيَاتِهَا مُعْرِضُونَ ٣٣ وَهُوَ الَّذٖى خَلَقَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فٖى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ ٣٤ وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ اَفاَئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ ٣٥ كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ ٣٦ وَاِذَا رَاٰكَ الَّذٖينَ كَفَرُوٓا اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُوًا اَهٰذَا الَّذٖى يَذْكُرُ اٰلِهَتَكُمْ وَهُمْ بِذِكْرِ الرَّحْمٰنِ هُمْ كَافِرُونَ ٣٧ خُلِقَ اْلِانْسَانُ مِنْ عَجَلٍ سَاُرٖيكُمْ اٰيَاتٖى فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ ٣٨ وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ ٣٩ لَوْ يَعْلَمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا حٖينَ لَا يَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ٤ بَلْ تَاْتٖيهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَطٖيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ٤١ وَلَقَدِ اسْتُهْزِىَٔ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذٖينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِؤُنَ

Meali Şerifi