Enbiyâ Sûresi 1. Âyet
Mekke · Cüz 17 · Sayfa 322
ٱقۡتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمۡ وَهُمۡ فِي غَفۡلَةࣲ مُّعۡرِضُونَ ١
İnsanların hesab (görme) zamanı yaklaştı. Onlar ise hâlâ gaflet içinde, yan çizip aldırmıyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 1–10. âyetleri birlikte ele alır.
3. وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى – NECVÂ, gizli fısıltı demek olduğu halde bir de bunun sirren söylendiğini tasrih etmek son derece gizlendiğini beyandır. Böyle iken min tarafillâh Resulullaha ma’lûm oldu da onlara ne söylediklerini haber verdi. Binaenaleyh şaşaladılar da nereden duydun dediler. Cevaben 4. قَالَ dedi ki رَبّٖى يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِى السَّمَآءِ وَالْاَرْضِ الخ bunun üzerine nübüvveti ı’tiraf etmeleri lâzım gelirken yine kendi aralarında 5. بَلْ قَالُوٓا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ hayır, dediler, adgasü ahlâm -yalan ru’ya (Sûrei Yûsüfe bak) lâkin yalan ru’ya ile bir hakıkatin bilinemiyeceği âşikâr olduğundan dediler ki بَلِ افْتَرٰيهُ hayır uydurdu - kendiliğinden attı üstüne vurdurdu. Bu iftirayı da beğenmediler de بَلْ هُوَ شَاعِرٌ hayır o bir şair - bir şiir söylüyor dediler. İşte rablarından gelen zikrile eğlenen, Kur’an nâzil oldukça alay eden o kalbleri lâhî zalim kâfirler nübüvvetin bir Allah vergisi olduğuna inanmak istemeyip kendi gönülleri o yunde olduğundan dolayı nefislerine kıyas ile onu gizliden gizli bir sihirbazlık, bir hilekârlık addetmek isterlerken sirlerine haber veren vahyin ı’cazı karşısında şaşırarak yok ru’ya yok uydurma, yok şaır diye saçmaladılar da nihayet فَلْيَاْتِنَا بِاٰيَةٍ كَمَآ اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ dediler, sanki inanacaklarmış gibi evvelki Peygamberlerin mu’cizelerini istediler. Ki bu gün de hulâsa edildiği zaman münkirlerin müddeayatı bunlardan ıbarettir.
8. وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَايَاْكُلُونَ الطَّعَامَ – Ya’ni cansız heykellerden ıbaret değiller idi 10. فٖيهِ ذِكْرُكُمْ zikriniz bunda - ya’ni muhtac olduğunuz nasıhat, ve vird-ü zikriniz olacak şan-ü şeref bunda. ١١ وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَاْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا اٰخَرٖينَ ١٢ فَلَمَّآ اَحَسُّوا بَاْسَنَآ اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَ ١٣ لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُوٓا اِلٰى مَآ اُتْرِفْتُمْ فٖيهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْئَلُونَ ١٤ قَالُوا يَا وَيْلَنَآ اِنَّا كُنَّا ظَالِمٖينَ ١٥ فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَصٖيدًا خَامِدٖينَ ١٦ وَمَا خَلَقْنَا السَّمَآءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ ١٧ لَوْ اَرَدْنَآ اَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنّاَ اِنْ كُنَّا فَاعِلٖينَ ١٨ بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ ١٩ وَلَهُ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهٖ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ ٢ يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ ٢١ اَمِ اتَّخَذُوٓا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ ٢٢ لَوْ كَانَ فٖيهِمَآ اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ٢٣ لَا يُسْئَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْئَلُونَ ٢٤ اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اٰلِهَةً قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِىَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْلٖى بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ ٢٥ وَمَآ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوحٖٓى اِلَيْهِ اَنَّهُ لَآ اِلٰهَ اِلَّآ اَنَا فَاعْبُدُونِ ٢٦ وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ ٢٧ لَايَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِهٖ يَعْمَلُونَ ٢٨ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهٖ مُشْفِقُونَ ٢٩ وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ اِنّٖىٓ اِلٰهٌ مِنْ دُونِهٖ فَذٰلِكَ نَجْزٖيهِ جَهَنَّمَ كَذٰلِكَ نَجْزِى الظَّالِمٖينَ
Meali Şerifi