AyetSûreler

En'âm Sûresi 60. Âyet

Mekke · Cüz 7 · Sayfa 135

وَهُوَ ٱلَّذِي يَتَوَفَّىٰكُم بِٱلَّيۡلِ وَيَعۡلَمُ مَا جَرَحۡتُم بِٱلنَّهَارِ ثُمَّ يَبۡعَثُكُمۡ فِيهِ لِيُقۡضَىٰٓ أَجَلࣱ مُّسَمࣰّىۖ ثُمَّ إِلَيۡهِ مَرۡجِعُكُمۡ ثُمَّ يُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ ۝٦٠

Sizi geceleyin ölü gibi uyutan, gündüzün ne yaptıklarınızı bilen, sonra ölüm ânı gelinceye kadar gündüzleri sizi uyandırıp kaldıran O’dur. Sonunda da dönüşünüz ancak O’nadır. Sonra bütün yaptıklarınızı size O haber verecektir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَهُوَ الَّذٖى O Allah o kadirdir ki يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ geceleyin sizi vefat ettirir: Uyutur kendinizden geçirir, nefislerinizi sizden alır kabzeder وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ ve o halde sizin gündüzün cerhettiğiniz; elinizle yaptığınız, kesbeylediğiniz şeyleri -siz bilmezkeno bilir.-

CERH, aslı lûgatte ma’lûm ki bir şeye icrayı tesir edib zedelemektir. Bunun lâzımı olarak ele geçirmek,

kesbetmek ma’nâsına da müteareftir. Netekim bedenin el, ayak, diş, lisan gibi âzayı müessire ve âmilesine cariha ve cevarih tesmiye olunur ki kâsibe ve kevasib demektir. Ve burada cerh bu ma’nâyadır «اِجْتَرَحُوا السَّيِّئَاتِ» «اِكْتَسَبُوا السَّيِّئَاتِ» demek olduğu gibi. İbni Atıyye asıl ma’nâsiyle cerhten olması da muhtemil bulunduğunu söylemiştir. Fakat kesb-ü amel ma’nâsı hem buna şamil, hem makam karinesiyle zahir olduğu gibi umumiyyetle tefsirlerin rivayeti de budur. Ya’ni: Siz o gün uyumazdan evvel âzanızın harekâtiyle bir takım te’sirler icra etmiş, işler yapmış, maddî veya ma’nevî, hayr veya şer bir takım şeyler kesb etmiş bulunursunuz ki bunlar sizin amellerinizdir. Bedeninizin, uzviyyetinizin yıpranması, cerihadar olması da bu müktesebat cümlesindendir. Siz gündüzün uyanık iken iktisab ettiğiniz ve hattâ kendi elinizle yaptığınız bu amellerin ba’zısını bilmezseniz de ba’zısını bilirsiniz. Fakat gece oldumu Allah nefsi natıkanızı kabz eder, sizden alır, siz ölü gibi kendinizden geçersiniz ve şuur-ü idrakâtınıza sahib ve malik olamazsınız. O zaman gündüzün bildiklerinizi ve kendi eseriniz olmak üzere en yakın bildiklerinizi bile bilemez olursunuz. Halbuki siz böyle ölü bir halde iken Allah onların hepsini bilir ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فٖيهِ sonra gündüzün yine size ba’seder. -Bedeninizde zedelenen, uzviyyetinizden ölen eczanızı uykuda haberiniz olmadan telâfi ederek yeniler ve sizden aldığı şuur ve idraktınızı yine sabahleyin size iade edib kel’evvel hayatı maddiyye ve ma’neviyenizle sizi tekrar ihyâ eder uyandırır ve o zaman siz geceyi gündüzü fark eder kendinizi ve müktesebatı sabıkanızı hiç zayi’ etmemiş arada hiç bir fasılai inkıta’ geçmemiş gibi bilir tanırsınız. Bunun düşünüb anlayanlar için hayatı ma’neviyye noktai nazarından nasıl bâhir ve zâhir ba’s ba’delmevt olduğu aşikâr olduktan başka hayatı maddiye noktai nazarından da böyledir. Her iki hayat her gün her gece ve hattâ her lâhza böyle ruhanî ve cismanî bir ba’s ba’delmevt içindedir. Bunun bir çokları mecazî bir ma’nâ ile ba’s telâkki ederlerse de cidden ilmî bir nazarla bakıldığı zaman bunun tam ma’nâsiyle bir ba’s olduğu tezahür eder. Bir yaprağın, bir tanenin, bir taşın sukutiyle yıldızların har ekâtındaki sukut ve cazibei umumiyye aynı ma’nâda nasıl müttehid ve ondan bunları istinbat nasıl ılmî ise uyuyub uyanmaktan ba’s ba’delmevti anlamak ondan daha zâhir bir hakîkattir. Gâyet âdî bir mes’ele gibi görünen uyuyub uyanmak mes’elesi gerek Ilmi vezaifil’a’za ve gerek Ilminnefis noktai nazarından son derece şayânı dikkat ve hâizi ehemmiyyettir. Her gün yıpranıb ölen eczayı uzviyyenin ve her gece inkıta’ eden idrakâtı ilmiyyenin tekerrür ve iadei emsal içinde gidib gelerek aynı bir hayatı idame ve aynı bir nefsin şahsıyyet ve vahdaniyyetine, tekrar ve iade edilen ruhanî ve cismanî tam ma’nâsiyle ba’s ba’delmevte kudretine delâlet eden şevahid ve edillei kat’iyyedendir ki bununla ba’s ba’delmevtin yalnız imkânı değil bilfiil vukuu da görülüb durmaktadır. İşte Allah insanları her gece böyle vefat ettiriyor ve onlar uyurken maddî ma’nevî neleri varsa hepsini biliyor ve ertesi gün aynen iade edib ba’sediyor ki لِيُقْضٰٓى اَجَلٌ مُسَمًّى bir eceli müsemmâ kaza olunsun, mukadder olan vakıt, ömür tamam olsun. Bu böyle olduğu gibi ثُمَّ اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ sonra o saat gelince rücuunuz yine onadır. Nihayet yine yalnız ona rücu’ edersiniz ثُمَّ يُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ondan sonra da o size bu hayatta yaptıklarınızı haber verecektir.