AyetSûreler

En'âm Sûresi 6. Âyet

Mekke · Cüz 7 · Sayfa 128

أَلَمۡ يَرَوۡاْ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِن قَبۡلِهِم مِّن قَرۡنࣲ مَّكَّنَّـٰهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَا لَمۡ نُمَكِّن لَّكُمۡ وَأَرۡسَلۡنَا ٱلسَّمَآءَ عَلَيۡهِم مِّدۡرَارࣰا وَجَعَلۡنَا ٱلۡأَنۡهَٰرَ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهِمۡ فَأَهۡلَكۡنَٰهُم بِذُنُوبِهِمۡ وَأَنشَأۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِمۡ قَرۡنًا ءَاخَرِينَ ۝٦

Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkanları onlara vermiştik. Onlara gökten bol bol yağmur indirmiş, altlarından ırmaklar akıtmıştık. Fakat onları günahlarından dolayı helak ettik. Ve kendilerinden sonra başka bir nesil yarattık

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ görmedilermi onlardan evvel biz ne kadar karn helâk ettik?.»-

KARN, iki ma’nâya gelir: Birisi zamandan bir müddette mukterin olan ümmet, bir zaman ehalisi olan

heyeti ictimaiyye ki «خير القرون قرنى» hadîsi şerifi bu ma’nâyadır. Bunda sivrilmek veya mukarenet etmek ma’nâsı vardır. Bu mukarenet veya efradın yekdiğerine mukareneti veya bir Peygamber, bir âlim, bir reîs gibi büyük bir şahsıyyete mukareneti mülâhaza olunur. Diğeri de müddeti zamanın kendisine denir ki asır gibi ekseriyyetle yüz sene takdir edilmiştir. Burada murad evvelkidir. Ya’ni biz, zaman zaman ne sivrilmiş ümmetler, ne cemaatler helâk ettik ki مَكَّنَّاهُمْ فِى الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ bu Arzda size vermediğim iz müknet ve kuvveti onlara vermiş idik.- Ya’ni yer yüzünde onlara öyle mekân ve vatan verdik ve o vatanda onları öyle yerleştirdik kararlaştıkdırk ve kendilerine öyle kuvvetler, aletler, servetler bahşeyledik idi ki ey ehli Mekke size o kadar kuvvet ve müknet-ü mekânet vermedik وَاَرْسَلْنَا السَّمَآءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًا ve üzerlerine Semayı, semanın feyzını göndermiş de göndermiştik وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهِمْ ve nehirleri öyle yapmış idik ki altlarından akıyor da akıyordu.» -Ya’ni böyle Cennet gibi vatanlarda üstlerinden altlarından ni’metlere müstağrak olarak ucuzluk, bolluk içinde, nehirler, bağlar, bahçeler, meyvalar arasında safa ile yaşıyorlardı. Derken فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ biz o ümmetleri günahları sebebiyle mahv-ü helâk ettik.»- O müknetler bu servetler kendilerini kurtaramadı, hepsi mahvoldu وَاَنْشَاْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرٖينَ ve arkalarında yerlerine diğer nesiller, başka cemaatler ihdas-ü ikame ettik.» -Hâsılı Allah tealâ sizden evvelki Âd ve Semûd vesâire gibi akvamı günahları yüzünden helâk edib ecellerini yetirmeğe ve yerlerine başkalarını ihdas-ü ikame edib onlarla yer yüzünü ıslah-u i’mare kadir olduğu gibi size de böyle yapmağa kadirdir. Bundan anlaşılıyor ki ümmetlerinin hulûli ecelinde zünub-ü hatıâtın sebebiyyeti mühimdir. Ve bu ecel, eceli mes’uliyyetten bir lâhzadır, Maamafih böyle olması ne onun mukadder olmasına mani’dir. Ne de ecelin taaddüdünü istilzam eder. Ancak şu sabit olur ki bir ümmet vezâifinde kusur etmezse onun pek uzun müddet devam ve bekasi mümkin olacaktır. Ve her halde helâk olan ümmetlerin sebebi helâki kendi günahları olmuştur. Ya Muhammed