En'âm Sûresi 50. Âyet
Mekke · Cüz 7 · Sayfa 133
قُل لَّآ أَقُولُ لَكُمۡ عِندِي خَزَآئِنُ ٱللَّهِ وَلَآ أَعۡلَمُ ٱلۡغَيۡبَ وَلَآ أَقُولُ لَكُمۡ إِنِّي مَلَكٌۖ إِنۡ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّۚ قُلۡ هَلۡ يَسۡتَوِي ٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡبَصِيرُۚ أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ ٥٠
De ki: "Size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
لَآ اَقُولُ لَكُمْ عِنْدٖى خَزَآئِنُ اللّٰهِ – HAZAİN; lisanımızda hazine veya hazne ta’bir olunan «hizane» nin cem’idir ki ellerin irişemiyeceği bir surette mal iddihar olunan muhrez mekânın ismidir. -Ya’ni, ben Allahın kudret hazineleri bendedir: Bana tefvız olunmuştur, ben onlarda istiklâlen veya istizanen dilediğim gibi tasarruf ederim diyemem, böyle bir iddiada bulunmam.- Binaenaleyh âyetler indirmek veya azab inzal eylemek veya dağları altun yapmak vesaire gibi şeyler bana aid değildir. Bana «sen, Allah tarafından Resul isen Allahtan iste de bize Dünya saadetlerini bol bol versin, yoksa risaletine inanmayız» demeğe hakkınız yoktur. Onlar benim elimde değil, Allahın elindedir. Dilediğine mülk veren, dilediğinden mülkü nez’ eden, dilediğini i’zaz ve dilediğini izlâl eden «biyedihilhayr» odur. وَلَآ اَعْلَمُ الْغَيْبَ Ben gaybi de bilmem: İlmimden gaib bulunan ef’al ve ma’lûmatı İlâhiyyeyi bilirim diye iddia da etmem. -Kehanet taslamam, diğer bir Âyette de «وَلَوْ كُنْتُ اَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِ وَمَا مَسَّنِىَ السُّوٓءُ اِنْ اَنَا اِلَّا نَذٖيرٌ وَبَشٖيرٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ» gelecektir. Binaenaleyh bana «o saat ne vakit? Veya azab ne zaman?» gibi gayb sualleri sormanızın da ma’nâsı yoktur. وَلَآ اَقُولُ لَكُمْ اِنّٖى مَلَكٌ Ben size «bir melekim» de demem: Bir melek olduğumu da iddia etmem. -Binaenaleyh «اَوْ تَرْقٰى فِى السَّمَآءِ» diye beşerde âdet olmıyan göğe çıkmak gibi harikul’ade ef’ali bana teklif etmeğe veya benim meleklerde bulunmıyan yemek içmek gibi evsafı beşeriyyemi risaletime mani’ addedib «مَالِ هٰذَا الرَّسُولِ يَاْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشٖى فِى الْاَسْوَاقِ» demeğe de hakkınız yoktur. اِنْ اَتَّبِعُ Ben başka bir şeye değil اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَىَّ ancak bana gönderilen vahye uyarım, ona tâbi’ olurum.- Gaybe müteallık verdiğim haberler benim kendimden değil, Allahdan bana varid olan vahiylerdir ve Allahın ilmini tebliğdir. «فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِهٖٓ اَحَدًا اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهٖ رَصَدًا» medlûlünce Allah gaybına hiç kimseyi muttali’ ve hâkim kılmaz. Ancak ıhtıyar ettiği ve emin kıldığı Resul müstesnadır. Ona önünden ve ardından rasadlar kor, te’min eder ve o suretle ona meşhud ve ma’lûmu olmıyan ba’zı gayıbları vahyeder, haber verir, mazmunı haber o Resulün yanında hazır olmadığı, gaib bulunduğu halde vahiy ve haber bilfiil meşhud ve hazır bulunur. Ve onun bizzat ma’lûmu olmıyan gayb, bu sayede âyet ve alâmetiyle ma’lûmu olur. Velev bilvasıta olsun ma’lum olan da her veçhile gayb olmaz. Bilinen gaybı mutlak değil gaybı muhberdir. Bunun içindir ki ılmi beşerin hepsi bir haber, bir kazıyye mahiyyetinde tecelli eder ve ılmi beşerin hakkı, iş’arı, zati hakkın değil âyet ve alâmetinin kalbde huzuriyle bir delâleti kelâmiyyedir. Ve bunun zamânı Hak teâlânın kendiye şehadetidir. Mahsûsat ve meşhudatta bile kulaklara, gözlere ve onlar vasıtasiyle kalbe varid olan zevatı eşya değil, âyâtı eşyadır. Ve en celi, en sarih âyet, kelâmı hak ve en vazıh ılim ıhbarı haktır. Vahiy de kelâmullah olan âyâtı hakkın kalbe nüfuzı cebrîsidir. Risalet de Allahdan vahıy telâkkı etmek ve muktezasıyle amel eylemekten ibarettir. Peygamber vahy ile Âyâtı hakkı müşahede ve ıhbar eder. Elbette duyan duymıyana karşı huccettir. Ve Peygamberlerle Peygamber olmıyanların farkı gözlülerle a’maların farkı gibidir. A’malar göremedikleri şeyleri ancak görenlerin ıhbarından dinliyerek semi’ tarikıyle istifade edecekleri gibi Peygamber olmıyanlar da Peygamberlerden öyle istifade edbilirler. A’malara gözlülerin delâil ve âyâtı olan elvanı anlatmak mümkin olmaz. Sağır ve deli değillerse önlerindeki uçurumu söyliyerek sakındırıb korundurmak ve âyâtı semi’ ve kalb sayesinde salim yolları anlatmak mümkin olur. Bunun için buyuruluyor ki:
قُلْ هَلْ يَسْتَوِى الْاَعْمٰى وَالْبَصٖيرُ Kör ile gören müsavi olur mu? اَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ İmdi siz bir tefekkür etmezmisiniz? De