AyetSûreler

En'âm Sûresi 31. Âyet

Mekke · Cüz 7 · Sayfa 131

قَدۡ خَسِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِلِقَآءِ ٱللَّهِۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَتۡهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغۡتَةࣰ قَالُواْ يَٰحَسۡرَتَنَا عَلَىٰ مَا فَرَّطۡنَا فِيهَا وَهُمۡ يَحۡمِلُونَ أَوۡزَارَهُمۡ عَلَىٰ ظُهُورِهِمۡۚ أَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ ۝٣١

Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Kıyamet günü ansızın gelince onlar, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak şöyle derler: "Dünyada yaptığımız kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize!" Bakın yüklendikleri günah ne kötüdür

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

قَدْ خَسِرَ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِلِقَآءِ اللّٰهِ ebedî huzuruna varacaklarını yalan saydılar حَتّٰىٓ اِذَا جَآءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً ta vakt-ü sâat kendilerine ansızın gelinciye kadar inkâr ettiler de o vakit قَالُوا يَا حَسْرَتَنَا عَلٰى مَا فَرَّطْنَا فٖيهَا vay, başımıza gelenlere, evyah bu babdaki taksıratımıza: Ey hasretlerimiz, gel, gel tam sırasıdır dediler, o haldeki وَهُمْ يَحْمِلُونَ اَوْزَارَهُمْ عَلٰى ظُهُورِهِمْ bütün sıkletleriyle vebâllerini sırtlarına yüklenmiş bulunurlar اَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ bakınız ne fena bir yük, ne çekilmez vebâller yükleniyorlar» -Bu âyette ba’s-ü kıyameti inkâr edenlerin diğer bir halleri izah olunmuştur ki birisi husran, birisi de büyük vizirler, vebâller çekmektir. HUSRAN, sevabı azîmin, naîmi mukîmin fevt-ü zayâını görmek, VİZR-Ü VEBAL de ıkabı azîmin içinde kalmaktır. Allah tealâ nefsi natıkai kudsiyye cevherini bu âlemi cismanîye sevk buyurmuş ve ona şu gördüğümüz alâtı cismaniyye ve edevatı cesedaniyyeyi vermiş ve akl-ü tefekkür ihsan etmiş ki bu alât-ü edevat ve bu meşâir-ü melekâtı isti’mal ile azameti menafi’ı ba’delmevt tezahür edecek maarifi hakka ve ahlâkı fazıla istihsal etsin. Binaenaleyh insan bu alât-ü edevatı, bu kuvvei akliyye ve fikriyyesini şu lezâizi mahdude ve muhlike ve şu saadâtı munkatıayı istihsalde isti’mal ederse ömrünün âhirine geldiği zaman telâfisi kabil olmıyacak surette ziyanlara müstağrak olduğunu görür. Çünkü bütün sermayesi fenaya gittiği gibi matlûb zannettiği ve kazanmağa sayeylediği rıhbi de fenaya gider, münkatı’ olur. Artık elinde ne sermayeden bir şey kalır ne de kârden. Bu ise hiç inkârı kabil olmıyan husranı mübîndir. Bir insan ölümü ne kadar tabiî görürse görsün, hattâ isterse onu âlâmı hayata karşı bir halâskâr gibi karşılamak istesin onun için bu husranı görmek ve bunun âlâmı dilsuziyle gözlerini kapayıp en büyük lezzet bildiği bu aleme ebedî bir ye’si hazîn içinde hasretle veda’ edib gitmek muhakkaktır. Fakat bu husran-ü hasret veda’ edib gitmek muhakkaktır. Fakat bu husran-ü hasret ve bu elemi müebbed, ba’s-ü kıyameti inkâr eden ve bu Dünyanın saadatı acile ve lezâizi faniyesini müntehayı saâdât ve nihayeti kemalât i’tikad edenlere munhasırdır. Ba’s-ü kıyamete iyman etmiş olan ve yevmi meâd için levazım-ü mühimmât istihzârına sa’y etmiş bulunan ehli iymana gelince: bunlar o demi fırakta hicrânı gurbetten ma’şukı vicdanı olan semti canâna doğru da’vet olunmuş bir aşıkı üftade ruhiyle uçar giderler.

Saat, eczai zamandan bir cüz’i kalîlin ismidir ki gece ile gündüzün yirmi dört cüzü’de bir cüz’üdür. «elif lâm» ile «الساعة» de yevmi hısab-ü mes’uliyyet olan yevmi kıyam etin ismidir. O gün hısabın sür’atine mebni bir hisab saati demektir. İkinci bir kavle göre de kıyametin koptuğu vaktin ismidir ki Allahdan başka kimsenin bilmediği bir saatle ansızın bastıracağından dolayı tesmiye edilmiştir. Indallah ma’lûm olan saat demek olur. Netekim âyette de «بغتة» buyurulmuştur. Zikrolunan hasret-ü tahassürün başladığı vaktı mevt de Âhırette intikalin bir başlangıcı ve mukaddimesi olmak i’tibariyle mevt de kıyamet cinsinden addedilib o nam ile yad olunmuştur. Hayât, hayâtı Dünyâdan ibâret zannedenler anlamalı ki