AyetSûreler

En'âm Sûresi 136. Âyet

Mekke · Cüz 8 · Sayfa 145

وَجَعَلُواْ لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ ٱلۡحَرۡثِ وَٱلۡأَنۡعَٰمِ نَصِيبࣰا فَقَالُواْ هَٰذَا لِلَّهِ بِزَعۡمِهِمۡ وَهَٰذَا لِشُرَكَآئِنَاۖ فَمَا كَانَ لِشُرَكَآئِهِمۡ فَلَا يَصِلُ إِلَى ٱللَّهِۖ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَىٰ شُرَكَآئِهِمۡۗ سَآءَ مَا يَحۡكُمُونَ ۝١٣٦

Allah’ın yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah’a bir hisse ayırmakta ve kendilerince: "Bu, Allah’a ait; şu da ortaklarımıza ait" demektedirler. Ortakları için olan hisse Allah’a ulaşmamakta, fakat Allah’a ayrılan hisse ortaklarına ulaşmaktadır. Verdikleri hüküm ne kötüdür

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَجَعَلُوا لِلّٰهِ مِمَّا ذَرَاَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْاَنْعَامِ نَصٖيبًا Müşrikler diğer zulümlerinden başka bir de tuttular Allaha halkettiği şeylerden hars-ü en’amdan -hasılât ve hayvanattanb ir hıssa ta’yin ettiler. Buna mukabil bir hıssa de uydurdukları şeriklere ayırdılar da فَقَالُوا هٰذَا لِلّٰهِ بِزَعْمِهِمْ وَهٰذَا لِشُرَكَآئِنَا zu’mlarınca şu Allahın şu da şeriklerimizin dediler فَمَا كَانَ لِشُرَكَآئِهِمْ فَلَا يَصِلُ اِلَى اللّٰهِ fakat şeriklerine aid olan Allaha vâsıl olmaz, Allah uğruna sarfedilmez وَمَا كَانَ لِلّٰهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلٰى شُرَكَآئِهِمْ Allaha âid olan ise şeriklerine vâsıl olur, onlar uğruna sarfedilir, -Binaenaleyh binnetice hiç birinin hayrı olmaz, hepsi hebâ olur gider. سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ bunların hukümleri ne fena hukümdür!..- Allâhın halkına başkalarını teşrik etmek, Allah için dediklerinde de Allâhın şer’ını değil, kendi zu’mlarını esas ittihaz eylemek ve sonra uydurub, uydukları şeriklerini Allâha tercih edib binnetice Allah için hiç bir şey yapmamış olmak ve Allahın yarattığı ve kendilerine nasîb ettiği mal-ü menalı bu suretle boş boşuna sarf-ü istihlâk edib hiç bir hayır kazanmamak ne câhilâne, ne zalimane, ne bedbahtâne bir hukümdür, ne büyük husrandır?!..

Rivayet olunduğuna göre Arab müşrikleri ekib dikdikleri harsten ve yetiştirdikleri deve, sığır, koyun, keçi hayvanattan ba’zı şeyleri kendi fikirlerince Allah için, ba’zı şeyleri de diğer ilâhları namına ta’yin eder, ayırırlar ve bir şahsın varidatından böyle iki nevi’ masraf çıkardı. Allah için dediklerini müsafire ve fukaraya, diğer ilâhları için ayırdıklarını da onların masarifine ve huzurlarında yapılacak ayîne, kesilecek kurbanlara hademe ücreti ve sâireye sarfederlerdi. Sonra bakarlar Allah için diye ayırdıkları iyi çıkar neşv-ü nema bulursa dönerler onu ilâhlarına onu onlar namına bırakırlar. «Allâh ganiydir, bunlar fakîrdir» derler. Ve bu suretle ilâhlarını Allaha tercih ederler ve Allâh için ayırdıklarını onlara sarfederler, fakat onlar için ayırdıklarını Allah için sarfetmezlerdi ki işte bu âyetlerde Arab müşriklerinin akıl ü fikir kabul etmez cehalet-ü dalâletlerine, hayatı ıktısadiyye ve içtimaıyyelerindeki perişanlıklara müteallık ba’zı fenalıkları beyan olunurken evvelâ, bu âyet ile bu âdet ve mezhebe işaret olunarak bunun amelî noktai nazardan bütün seyyiatın umdesi ve sebebi aslîsi olduğu gösterilmiştir. Maamafih âyetin sureti ifadesi iyice mülâhaza edildiği zaman anlaşılır ki bu yalnız Arab müşriklerinin bu âdet ve mezhebini tasvir değil, alel’umum müşrikliğin amelî noktai nazarından milletleri nasıl masarifi biyhudeye giriftar ve nasıl bir marazı ıktisadiye düçar edib dinî, dünyevî perişanlıklarla akıbet husranına sürüklediğini göstermektedir. Burada iyman ile şirki evvelâ biri i’tikadî biri amelî olmak üzere iki noktai nazarla mülâhaza etmelidir. Evvelâ, i’tikadî noktai nazardan bir mü’mini muvahhid Allahdan başka hakem ve Allahın hukmünden başka huküm tanımadığı için bütün a’mâl-ü harekâtında yalnız o noktai nazarla hareket etmek ve binaenaleyh kâr-u kisbinde Allahdan başkasının hukmü namına bir kazanç sevdasında bulunmıyacağı gibi Allahdan başkasının hukmü namına bir masraf da yapmamak ve ne sarfederse yalnız hakk-u adl olan hukmullah namına ve yalnız kanunı ilâhîye tevfikan bir masraf ıhtiyar etmek ıktiza eder. Ve böyle olan masrafların da hepsi akıbet i’tibariyle mahzı hayr ve müfid olur. İ’tikadî noktaî nazardan böyle olan bir mü’min muvahhid bu iyman ve i’tikadını amelî noktai nazardan da böyle tatbik edebilirse i’tikaden ve amelen mü’mini tam bir müslimi kâmil olur. Ve «akıbetüddar» onun, o i’tikad ve amelde bulunanların olur. Bu i’tikadını ameliyyatta tatbık edemezse o zaman da i’tikaden mü’min olmakla beraber amelen bir müşrik vaz’ıyyetinde bulunur ve fasık olur. Ve bundan dolayıdır ki velev bizzarure olsun müşriklerin tahtı tabiiyyeiinde kalıb hukümlerine ve amellerine itaat ve iştirâk etmek mecburiyyetinde bulunanlar i’tıkadî veya amelî şirke sürüklenmekten hâli kalamazlar. Kalben ve i’tikaden muhalefetle beraber muvafakati ameliyye şirki amelîyi, kalben rıza ise şirki i’tikadîyi istilzam eyliyeceğinden balâda «وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ» buyurulmuş idi. Hâsılı tevhıdin ilk neticesi ameliyyesi her yaptığı masrafı yalnız Allah için yaptıran bir ıktısadi amelîdir. Şirke gelince: İ’tikadî noktai nazardan şirk, Allahdan başka gizli veya açık perestiş edecek ma’bud, hukmüne ittiba’ edilecek hakem tanımak demek olduğu için bir müşrik harekâtında ba’zan Allahı dahi hisaba katmak hiss-ü ıhtiyacından vareste kalamamakla beraber ekseriya kendisine daha yakından müessir farzettiği diğer ma’budları, şerikleri namına yürür, ve bunun için kazancında hukmi hakka muhalif emeller ta’kıbettiği gibi sarfiyatında da muzır, haksız, ve biyhude olarak o ma’budları namına bir takım vergilere ve masraflara mahkûm olur. Ve artık onun büdcesinde iki masraf vardır. Birisi vücudı hakkın vücubı zatîsine binaen sırf kendi şahsî duygusiyle ıhtiyac hisseylediği cüz’î bir hak ve hayır masrafı, birisi de hukmi şirkin tahmil ettiği biyhude, hevaî, hayırsız istihlâki mahz olan masraftırki memleketleri yıkan, milletleri ezib harâb eden hayatî ve ahlâkî buhranların, ictimaî ıztırabların en mühim sebeblerinden biri olan buhran ve sefaleti ıktisadiyyenin sebebi bilhassa bu masraftır. Bu, o masraftır ki hiç biri Allâh için olmaz boşuna istihlâkten, soyulmaktan başka hiç bir şey ifade etmez. Bil’akis Allâh için ayrılan kazancları da kendine çeker, sarfına veya husnı sarfına mani’ olur. Ve artık bu halde bulunanların hiç bir hayırları olmaz. Bütün amelleri ve bütün kazancları Şeytanlar uğuruna hebaen mensûrâ telef olur gider. Ve işte «فَمَا كَانَ لِشُرَكَآئِهِمْ فَلَا يَصِلُ اِلَى اللّٰهِ وَمَا كَانَ لِلّٰهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلٰى شُرَكَآئِهِمْ» mazmunu alel’umum şirkin bu neticei seyyiesini iş’ar ve ıhtar etmektedir. Bunun için buyuruluyor ki: