Cin Sûresi 19. Âyet
Mekke · Cüz 29 · Sayfa 573
وَأَنَّهُۥ لَمَّا قَامَ عَبۡدُ ٱللَّهِ يَدۡعُوهُ كَادُواْ يَكُونُونَ عَلَيۡهِ لِبَدࣰا ١٩
Allah’ın kulu (Hz. Peygamber) kalkmış O’na dua ederken, neredeyse (cinler) onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّٰهِ يَدْعُوهُ – burada «اَنَّهُ» Nâfı’ ve Âsımdan Ebu Bekir kıraetlerinde kesr ile, Hafsta ve sair kıraetlerin hepsinde feth ile okunur. Kesr ile okunması Cinnin süzlerine atıftan deniliyor. Bu surette «كَادُوا» zamiri Cinlere raci’ olmaz. Lâkin buradan bir tek âyeti arada Cinnin kavline atıfta yukarıki letafet görünmez onun için kesir kıraetinde vav atıf olmayıp tarafı ilâhîden istiynaf olması daha muvafık olur. Feth ile okunması ise vahiy cümlesine atıftır. Bu suretlerde «كَادُوا» zamiri Cinne veya Cinn ve İnse aid olur. Abdullah, Allahın kulu, bu, vahiy kendisine indirilmiş olan Hazreti Peygamberin kendisidir. Allaha ubûdiyyetini iyfada ihtısas ile bareber tevazuunu iş’ar için bu unvan ile tavsıf buyurulmuştur. Ya’ni bana şu da vahy olunduki: o Allahın kulu - Muhammed - kalkmış ona duâ ederken - ibadet ederken كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًا o kulun üzerine keçelene yazdılar - ya’ni o dinleyen Cinler ta’cillerinden kesret ve izdiham ile etrafına öyle toplandılarki az daha keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi, çünkü hiç görmedikleri bir ibadet görüyor ve işitmedikleri bir duâ dinliyorlardı. Cinnin kelâmından olduğuna göre ise ma’na şu olur: Cinler kavımlarına şunu da söylediler: o Allahın kulu kalkmış Allaha duâ ederken müşrik insanlar ona adavetle aleyhine öyle toplanmışlardıki az daha birbirlerine geçip keçeleneceklerdi. Katadeden merviy olan üçüncü bir ma’nâ daha vardır. Şöyleki: İns-ü cinn kâfirleri onun işini, kıyam ve da’vetini ibtal etmek için aleyhinde öyle toplanmışlardıki az daha birbirlerine keçeleneceklerdi. Fakat Allah onu herhalde muhafaza eder, düşmanlarına karşı muzaffer eyler. Bu ma’nâ iki kırate göre de muvafık ve «فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّهٖ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَارَهَقًا» mazmununa da mutabıktır. Ve her iki takdirde de Peygambere gıyabında cereyan eden zâhirî ve bâtınî ahval ve hissiyâtı ihbardır. Bundan sonraki emirler, âyetlerin sevkıyle de gayet mütenasibtir. Zira buyuruluyorki: ٢ قُلْ اِنَّمَآ اَدْعُوا رَبّٖى وَلَآ اُشْرِكُ بِهٖٓ اَحَدًا ٢١ قُلْ اِنّٖى لَآ اَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَارَشَدًا ٢٢ قُلْ اِنّٖى لَنْ يُجٖيرَنٖى مِنَ اللّٰهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِهٖ مُلْتَحَدًا ٢٣ اِلَّا بَلَاغًا مِنَ اللّٰهِ وَرِسَالَاتِهٖ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدٖينَ فٖيهَآ اَبَدًا ٢٤ حَتّٰىٓ اِذَا رَاَوْا مَايُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِرًا وَاَقَلُّ عَدَدًا ٢٥ قُلْ اِنْ اَدْرٖٓى اَقَرٖيبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبّٖىٓ اَمَدًا ٢٦ عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِهٖٓ اَحَدًا ٢٧ اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهٖ رَصَدًا ٢٨ لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَىْءٍ عَدَدًا Meali Şerifi