Beyyine Sûresi 1. Âyet
Medine · Cüz 30 · Sayfa 598
لَمۡ يَكُنِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّىٰ تَأۡتِيَهُمُ ٱلۡبَيِّنَةُ ١
Kitap ehlinden ve müşriklerden (Hakk’ı) tanımayanlar, kendilerine açık delil gelinceye kadar inkârlarından ayrılacak değillerdi
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
لَمْ يَكُنِ değildi الَّذٖينَ كَفَرُوا o küfr edenler: مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكٖينَ ehli kitab ve müşriklerden -min teb’îzıyye veya beyâniyye, mahzufe müteallık olup kâiniyne min ehlilkitabi velmüşrikine yâhud elkâ’inune min ehlilkitabi velmüşrikîn takdirinden zarfı müstekarr, o küfr edenlerin hali veya sıfatıdır. Bu iki kısımdan kâfirler veya iki kısım kâfirlerki ba’zısı Ehli kitab ba’zısı Müşrik, yâhud hem Ehli kitabdan hem de Müşriklerden olan kâfirler, demek olabilir. Zira «vâv» ın atfı rabıttan sonra da evvel de olmak mümkindir. Bu üçüncü takdirde bilhassa Ehli kitabdan oldukları halde Allaha veled isnad etmek veya teşbihe kail olmak gibi her hangi bir vechile sarîh veya zımnî şirke kail olanlar kasd edilmiş olur. Üçüncü âyette yalnız Ehli kitab zikr olunmasına bu ma’nâ daha akrebdir. Ehli kitab Yehûd ve Nesârâdır. Burada Ehli kitab ünvaniyle ifade edilmeleri bunlar içinden Allaha küfredenlerin küfürleri, ya’ni Kur’ana ve Resulullaha iyman etmemeleri, mensûb oldukları kitablarına: Tevrata ve İncîle dahi küfür ma’nasında olduğunu iş’ar içindir. Müşrikler, Allah tealâya asnamdan veya gayrisinden her ne suretle olursa olsun şirk i’tikad edenler, ya’ni Allahdan başkasına ulûhiyyet isnad eyliyenlerdirki putperestlerden e’amdır. Zatiilâhın te’addüdüne kail olan hernevi’ «politeiste» lere ve Allahı tanımayıp «اَنَا رَبُّكُمُ الْاَعْلٰى» ve «مَاعَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرٖى» diyen Fir’avn gibi vahdet suretinde olsun hevasını ilâh ittihaz eden veya Allahdan başka herhangi bir şey’e müstekıllen veya müştereken ma’budluk pâyesi verenlerin hepsine şâmildir. Çünkü Allah te’alâ zatında ma’bud bilhakk olduğu için ondan ulûhiyyetin selbine imkân olamıyacağı cihetle ondan başka herhangi bir şey’e gerek iştirâk ve gerek istıklâl suretiyle ma’budluk isnad etmek haddizatinde şirkdir. Vahdeti zat ile beraber sıfatın kesreti şirki ıktiza etmez. Şirk ancak zati ilâhda küllî veya cüz’î kesret i’tikadındadır. Onun için zevatı selâse demek olan ekânîmi selâsenin ittihadı suretiyle iddi’a edilen teslîs tevhidi hakikatte tevhid değil, zatın hem te’addüdü hem ittihadı da’vâsını tezammun ettiği için hem şirk hem tenakuzdur. Burada «لام» cins için olarak «الْمُشْرِكٖينَ» gerek putperest ve gerek saire alelumum müşriklere şâmildir, gerçi ba’zıları ahde haml ederek putperestlere tahsîs etmişler. Çünkü Mekke ve Medîne ve havalisinde bulunan Arab müşrikleri putlara tapıyorlardı, burada maksad da onlardır demiş iseler de ahid ma’nası daha evvel «الَّذٖينَ كَفَرُوا» da mülâhaza edilmek kâfîdir. O ma’hud kâfirler umum ehli kitab ile umum müşrikler cinsi içinden ba’zıları olmuş olur. Böyle ehli kitab cinsi ile müşrikler cinsi içinden küfür etmiş olan o kâfirler, yâhud ehli kitabdan olmakla beraber müşrik olan kâfirler مُنْفَكّٖينَ حَتّٰى تَاْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ kendilerine beyyine gelinceye kadar infikâk edecekler değil idi -ya’ni bulundukları o hallerinden ayrılacak, ayırtlaşacak değiller idi.
MÜNFEKKÎN, «لَمْ يَكُنِ» ün haberidir. «Hattâ» da ona müteallıktır.
BEYYİNE, ma’lûm ki nur gibi kendisi beyyin, ya’ni gayet açık olup da başkasını da beyan eden açıklatan
demektir. Onun için müddeıynin da’vasını açık, vâzıh surette beyan ve isbat eden şâhide, sağlam nâtık huccete ve mu’cizeye beyyine ıtlak edilir. Burada da hakkı beyan ve isbat edecek açık ve kat’î hucceti nâtıka veya mu’cize demektir ki murad ne olduğu şununla beyan olunmuştur: