AyetSûreler

Bakara Sûresi 279. Âyet

Medine · Cüz 3 · Sayfa 47

فَإِن لَّمۡ تَفۡعَلُواْ فَأۡذَنُواْ بِحَرۡبࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۖ وَإِن تُبۡتُمۡ فَلَكُمۡ رُءُوسُ أَمۡوَٰلِكُمۡ لَا تَظۡلِمُونَ وَلَا تُظۡلَمُونَ ۝٢٧٩

Eğer böyle yapmazsanız, o zaman Allah ve Resulü tarafından size savaş açılmış olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınız

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا Şayet yapmazsanız, yani Allahdan korkmazda ribanın haram olduğuna inanmaz veya inanır da terketmezseniz فَاْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ Allah ve Resulü tarafından bir harb ma’lûmunuz olsun. Yahud - آذنوا kıraetine göre- Allah ve Resulü tarafından kendinize harb i’lân ediniz.»

Burada ribayı terketmeyenleri gerek riba halâldır i’tikadına avdet etmiş mürted veya nakzı ahdetmiş kâfir olsun, gerekse hurmetine iman eder ve fakat imanile amel etmez mü’mini fasık olsun ikisine de Allah tealâ i’lânı harbi emretmiştir. Çünkü bunlar zekâtı inkâr veya vermekten imtina edenler gibi ya mürted veya bagidirler. Haricdeki kâfirlere ilânı harb her vakıt içün zarurî olmadığı halde bunlara ilânı harb alelıtlak vacib kılınmıştır. Demek olur ki ribadan sakınmak tâbi’ıyyeti islâmiyyede bulunanların hepsine farzı ayn bir vazıfei ferdiyye olduktan başka sureti umumiyyede riba muamelesini kaldırmak da muhim bir ferîzai içtimaiyedir. Çünkü riba öyle bir fitnedir ki hey’ti içtimaiyede cereyan ettiği müddetçe efradın ondan içtinabı müteassir ve belki muteazzir olur. Filvakı dari küfürde bulunan bir müslümandan müslim ile gayrı müslim beyninde ribanın hurmeti sakıt olacağı mezhebi Hanefîde musarrahtır. Bilhassa bu hikmetten naşi olsa gerek ki asrı saadette ümmeti islâmiyye mertebei kemalini bulub da harb istitaatını iktisab etmedikçe hurmeti riba i’lân edilmemiştir. Binaenaleyh hukûmeti islâmiye riba muamelesi yapan ferdleri ta’zir ve terbiye eder. Bunlar ferd veya cemaat halinde hükûmete karşı koyarsa o zaman onlara i’lânı harb umum müslümanların vazıfei diniyeleri icabındandır. Maamafih bu günkü müslümanlar bu vazıfelerini unutmuş ve bunun tatbikı hususunda içtimaî istitaatlarını zayi etmiş bir hali tezebzübde bulunduklarından bil’amel ribadan kaçınmak sırf ferdî bir vazife gibi kalmış, cem’iyetteki revacı da bunların vaz’ıyetlerini müşkilleştirmiştir. Kur’an böyle ribayı terketmiyenlerin mintarafillâh i’lânı harbe istihkaklarını beyan etmekle bu cürmün ne büyük bir cinayet olduğunu anlatıyor ki lisanı Kur’anda «Allah ve Resulünün harbi» ta’biri ba’zan hakikaten harbde ba’zan da cürmün azametini ve zararını tasvir için makamı inzarda mecaz olarak kullanılır. Ve burada her iki tefsir varid olmuştur. Demek ki biri olmazsa biri her halde olacaktır. Faiz yiyen veya yediren maddî ve ma’nevî harbı ilâhîden azade kalamıyacaktır, bunun için bir hadîsi Nebevîde «لَعَنَ اللّٰهُ اٰكِلَ الرِّبَا وَمُوَكِلَهُ= Allah riba yiyeni ve yedireni lâ’netledi» veya lâ’netlesin buyurulmuştur.

Bu böyle, وَاِنْ تُبْتُمْ ve eğer ribanın hurmetine iman ile ribaya tevbe ederseniz فَلَكُمْ رُؤُسُ اَمْوَالِكُمْ re’sülmalleriniz sizindir. Onları alırsınız, o suretle ki لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ zulüm etmezsiniz zulüm de edilmezsiniz irtidadınızdan veya zulmünüzden dolayı harb ilâhî ile her türlü zaiyata uğrar re’sülmallerinizi ve hattâ bütün emvalinizi bile gaybeder, kendinize yazık etmiş olursunuz.»

«يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا» dan buraya kadar bu âyetin müslüman olub da mukaddema yaptıkları riba muamelâtından henüz kabzetmedikleri alacakları kalmış olan bir takım kimseler hakkında nâzil olduğu anlaşılıyor. Daha hususî olmak üzere bervechi âti bir kaç sebebi nuzül rivayet edilmektedir. Mukatilin rivayetine göre Taifde Sekıf kabilesinden Benu Amr ibni Umeyr denilen me’sud, Abdi yaleyl, Habib, Rebi’a namlarındaki dört birader hakkında nâzil olmuştur ki bunlar Mekkede Beni Mahzumdan Beni Mugıreye müdayene yaparlardı. Resulullah Taifi fethettiği zaman bu dört kardeş müslüman olmuşlar, sonra Beni Mugıredeki alacaklarının fâizlerini istemişlerdi. Beni Mugıre islâmda fâiz vermekten imtina ettiler, fetıhten sonra Mekke valisi bulunan Attab ibni Üseyde müracaat olundu ve bir rivayete göre Sekıfin Hazreti Peygamber ile Taif musalehasında halk üzerinde ribadan olan gerek alacak ve gerek vereceklerinin mevzu’ ya’ni metrük ve sakıt olduğu mündericdi. Attab ibni Üseyd radıyallahuanh Resulullaha yazdı, o zaman bu âyet nâzil oldu. Binaenaleyh Resulullah bunu yazıb Attab ibni Üseyde «razı olurlarsa febiha yoksa harb i’lân et» diye emretti. Ata ve Ikrimenin beyanlarına göre ammi Nebiy Hazreti Abbas ibni Abdulmuttalib ile damadı Nebiy Hazreti Osman ibni Affan radıyallahu anhuma müşterek olarak hurma selemi yapmışlar, ya’ni vakti gelince hurma verilmek üzere pişin para vermişlerdi. Toplama vakti gelince bir kısmını kabzetmişler, mütebakisine de fâiz zamm eylemişlerdi. Bu âyet nâzil oldu. Süddînin rivayetine göre Hazreti Abbas ile Hazreti Halid ibni Velid Cahiliyede şerik olarak riba ile veresiye muamele yapıyorlardı, islâma geldikleri zaman fâizli pek çok alacakları vardı, bu âyet bunlar hakkında nâzil oldu.

Kütübi ehadiste rivayatı sahiha ile tahric olunduğuna göre: İbni Ömerle Cabir radıyallahü anhuma bizzat Hazreti Peygamberden şöyle rivayet etmişlerdir ki Resulullah «Haccetülveda’» günü Mekkede ya’ni Cabirin tasrihi vechile Arafattaki hutbei seniyyelerinde «اِنَّ كُلَّ رِبًا كَانَ فِى الْجَاهِلِيَّةِ فَهُوَ مَوْضُوعٌ وَاَوَّلُ رِبًا اَضَعُهُ رِبَا الْعَبَاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ= Cahiliyede olan ribaların hepsi batıl ve sakıttır. İlk ibtal edeceğim riba da Abbas ibni Abdulmuttalibini ribasıdır» buyurmuş idi. Mekke ve Taifin fethi hicretin sekizinci senesinde işbu Hacci veda’da onuncu senesinde vaki’ olmuş ve bir kaç ay sonra on birinci sene içinde vefatı Peygamberî vuku’ bulmuş idi. Bundan anlaşılır ki, işbu riba âyetinin Mekkede ilk tatbikati fi’liyesi bu hutbede i’lân buyurulmuş ve mazmunı âyet vechile makbuzu tenfiz ve gayrı makbuzu ibtal edilmiştir. Binaenaleyh Hazreti Abbasın fâizleri âyetin bilhassa sebebi nüzulü değilse bile umumî olan hükmünün Mekkede ilk mevridi tatbikı olmuştur. Bu âyet müslüman olan küffarın ahkâmı hakkında büyük bir esastır. Bunların zamanı küfürlerinde ahkâmı islâma muhalif ve fakat beyinlerinde mu’teber olmak üzere yaptıkları sabık muameleler esasından fesh-u nakzedilmez, lâkin ba’del’islâm vaki’ olacak olan netaici, ahkâmı islâma göre hallolunuz. Meselâ beyinlerinde caiz ve fakat islâmda gayrı caiz bir nikâh akdetmiş bulunsalar bu mafüvdür. Lakin o emr-ü ta’kib olunmaz, meselâ hâli küfürde bir süd kardeşini nikâh etmiş ve dahil olmuş bulunsa, bu nikâh sabıka nazaran mu’teberdir. Verilen mehir geri alınmaz. Fakat ba’delislâm ibka da edilmez. Beyinleri tefrık olunur. Mehir verilmemiş ise mehri misil bile verilir. İşte ıbaresi ribaya tealluk eden bu âyet delâleti i’tibarile muamelei sairede dahi esastır, Kezalik Haccetül’veda’ hutbesi bir çok ahkâma esastır. Ezcümle bu delâlet ediyor ki dari harbde vaki’ olan akıdler fasid olarak yapılmış olsalar bile fetihten sonra i’tiraz ile esasından feshedilmez. Zira ma’lûm ki âyetin nüzulü ile Mekkede gayrı makbuz ribaların ibtalini i’lân eden bu hutbei Nebeviyye arasında Mekkenin fethinden evvel cereyan etmiş bir takım ukudı riba vardı. Demek ki bir darı harbde müslümanlarla diğerleri arasında vaki’ olan akıdler o darı harbi müslümanların fethinden sonra esasından feshedilmez. Makbuz olanlar iade olunmaz. İşbu riba ahkâmında olduğu gibi fasid kısım idame de olunmaz. Ya’ni hükmi fetih makabline şamil olmaz, ancak maba’dine nâzır olur. Bu beyanattan şu neticeleri alabiliriz. Evvelâ, âyeti ribanın nüzulü sade Haccetülvedadan değil fethi Mekkeden bile biraz mukaddem imiş, saniyen riba için kâfir veya âsıye ilânı harb ferızası dari harbde değil, dârı islâm içinde ve tâbi’ıyyeti islâmiyyeyi kabul etmiş olanlara nezaran bir hükümdür. Müslümanların vazıfesi dari harbe ribanın lağvını teklif için harb i’lân etmek değil, kendi memleketlerini müslim veya gayrı müslim kim olursa olsun riba fitnesine ma’ruz bırakacak olanlardan muhafaza etmektir. Bunun için «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ» diye hıtab buyurulmuş «يَآاَيُّهَا النَّاسُ» denilmemiştir. Mü’minlerin vilâyeti de dari islâma aiddir. Dari harbe tecavüz etmez. Bu ma’naya binaendir ki Resulullah tabiıyyeti islamda bulunmıyanlara terki ribayı teklif etmediği halde zimmeti islâma giren Necran Nasârasına riba yememek ve riba yiyenden zimmeti beri olmak üzere ahid vermiş ve «ya ribayı terkedersiniz veya Allah ve Rasulünden harb malûmunuz olsun» diye de yazarak bu âyetin mazmununu tebliğ’ buyurmuştur. Zira darı islâmda ehli zimmetin ahdı, hukuk noktai nazarından ehli islâmın imanı makamındadır. Ve ehli zimmet ıbadatı ile değil, fakat muamelât ile mükelleftir.

Velhasıl dari islâmda riba muamelesi yapanlar gerek saikai küfr-ü irtıdad ile yapsınlar, gerekse saikai fisü ısyan ile yapsınlar, her iki surette de Allahın ve Rasulünün harbine müstahıktır. Fakat tevbe edenlerin de re’sülmalleri bilâ ziyade vela noksan mahfuzdur. Şu kadar ki bunun derhal edası da medyunun yesarile meşruttur.