Bakara Sûresi 177. Âyet
Medine · Cüz 2 · Sayfa 27
۞لَّيۡسَ ٱلۡبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمۡ قِبَلَ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَلَٰكِنَّ ٱلۡبِرَّ مَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَٱلۡمَلَـٰٓئِكَةِ وَٱلۡكِتَٰبِ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ وَءَاتَى ٱلۡمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ ذَوِي ٱلۡقُرۡبَىٰ وَٱلۡيَتَٰمَىٰ وَٱلۡمَسَٰكِينَ وَٱبۡنَ ٱلسَّبِيلِ وَٱلسَّآئِلِينَ وَفِي ٱلرِّقَابِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلۡمُوفُونَ بِعَهۡدِهِمۡ إِذَا عَٰهَدُواْۖ وَٱلصَّـٰبِرِينَ فِي ٱلۡبَأۡسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَحِينَ ٱلۡبَأۡسِۗ أُوْلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُواْۖ وَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُتَّقُونَ ١٧٧
Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ yzlerinizi Maşrık ve Mağrıba doğru çevirmeniz nefsel’emirde matlûb olan birr-ü hayır değildir. -Diğer kıraete görea sıl matlûb olan birr-ü hayır, yüzlerinizi Maşrık ve Mağrıbe doğru çevirmeniz değildir.... Bir kerre Şark-u Garbın kıble ittihaz edilmesi neshedilmiştir. Saniyen Şark-u Garbe dönmek haddi zatînda ısrar edilmesi lâzımgelen bir birr-ü hayır zannolunmamalıdır. Kıble mes’elesinin ve hattâ Kâ’beye bile teveccühün ehemmiyeti lizatihi maksud bir birr olduğundan değildir. وَلٰكِنَّ الْبِرَّ ve lâkin nefsel’emirde sahibi bir, hakikaten iyi iren مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّٖنَ Allaha ve son mes’uliyet günü olan Ahıret gününe ve Melâikeye ve Kitaba ve Peygamberlere iman etmiş وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّهٖ ve halâlından mal kazanıb sev e seve ذَوِى الْقُرْبٰى her hangi bir karabet sahibi bulunan akrıbalarına وَالْيَتَامٰى ve muhtaç olan yetimlere وَالْمَسَاكٖينَ ve fakirlikten kımıldanamıyacak halde bulunan miskinlere وَابْنَ السَّبٖيلِ ve yol uşağına yani uzun yoldan gelmiş müsafire وَالسّآَئِلٖينَ ve hacet-ü zaruret ilcasiyle dilenmek zilletine düşmüş dilencilere -ki bir hadîsi şerifte «اَعْطُوا السَّائِلَ وَلَوْ جَاءَ عَلَى فَرَسٍ= saile at üzerinde bile gelse veriniz.» diye varid olmuştur- وَفِى الرِّقَابِ rikab «rakabe» nin cem’idir. Rakabe lûgaten boyun kökü demek olub mecazen insanda ve şer’an hürriyetini zayi etmiş olan insanda kullanılır ki burada bu ma’nayadır. Yani ve rakabeler uğurunda: rikkiyete düşmüş insanların kurtulub azad olması hususunda: Mükâtebeye kesilmiş olanların bedeli kitabetlerine muavenet etmek veya satın alıb i’tak etmek veya esasen esaretten fekkeylemek üzere sıle veya sadaka olarak mal vermiş وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ ve farz nemazlarını doğru dürüst kılmış, dininin direğini dikmiş وَاٰتَى الزَّكٰوةَ zekâtını da ayrıca vermiş, islâm köprüsünden geçmiş olan kimse وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا bir hususta muahede yaptıkları, kat’î söz verdikleri vakit ahdini ifa eden vefakârlar وَالصَّابِرٖينَ فِى الْبَاْسَآءِ وَالضَّرَّآءِ وَحٖينَ الْبَاْسِ ve alelhusus fakr-ü şiddet, hastalık ve kütürümlük gibi zaruret hallerinde ve bir de düşmana karşı muharebe vaktinde, harb mevkilerinde sabreden sâbirlerdir. Haddizatında birr-ü hayır, hakikî iyilik bütün bu tadad olunan zevatın birri, bunların iyilikleridir. Lisanı Arabda medih suretiyle vaki olan tadadlarda ı’rabın ref’-ü nasb ile ıhtilâfı medha celbi dikkat için bir âdettir. «وَالصَّابِرٖينَ» bu kabilden olmak üzere «ya» ile mansub olmuştur ki mukadder fi’li medhin mef’ulüdür. اُولٰٓئِكَ işte bu evsafı cemile ile mevsuf olan kimseler الَّذٖينَ صَدَقُوا öyle zatlardır ki dinde, hakka ittiba’da, taharri birr-ü hayırda sıdk-u sadakat yapmış doğruluklarını isbat etmişlerdir وَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ ve işte müttekîler diye dinliyegeldiğiniz mes’udlar da ancak bunlar, bu birr-ü sadakat sahibleridir. Allaha şükür de böyle sıdk-u sadakatle yapılır.- Görülüyor ki bu ayeti kerime sarahaten veya delâleten bütün kemalâtı beşeriyeyi havidir. Buna işareten aleyhissalat-ü vesselam Efendimiz de «مَنْ عَمِلَ بِهٰذِهِ اْلٰايَةِ فَقَدِ اسْتَكْمَلَ اْلِايمَانَ= Her kim bu ayet ile amel ederse imanını kemale erdirmiş olur» buyurmuştur. Bunun üzerine ahkâmı ameliyeyi tafsılen hakkı hayat ve hıfzı nüfus ile alâkadar olmak üzere buyuruluyor ki: ١٧٨ يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِى الْقَتْلٰى اَلْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالْاُنْثٰى بِالْاُنْثٰى فَمَنْ عُفِىَ لَهُ مِنْ اَخٖيهِ شَىْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَاَدَآءٌ اِلَيْهِ بِاِحْسَانٍ ذٰلِكَ تَخْفٖيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَلٖيمٌ ١٧٩ وَلَكُمْ فِى الْقِصَاصِ حَيٰوةٌ يَآ اُولِى الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ Meali Şerifi