AyetSûreler

Bakara Sûresi 163. Âyet

Medine · Cüz 2 · Sayfa 24

وَإِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱۖ لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلرَّحۡمَٰنُ ٱلرَّحِيمُ ۝١٦٣

Her halde hepinizin ilâhı, bir tek ilâhtır. Ondan başka bir ilâh yoktur. O Rahmân ve Rahîm’dir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَاِلٰهُكُمْ Ey insanlar hepinizin ibadet ve ubudiyetine lâyık ve müstehak olan hakikî mabudunuz اِلٰهٌ وَاحِدٌ bir tek mabuddur. Vahid sıfatile muttasıf bir ilâhdır ki ilâhlıkta tektir. Hem sizden başkalarının da diğer bir ilâhı var sanmayınız لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ ondan başka hak hiç bir ilâh yoktur. Ondan maadâ ma’bud tutulanların hiç biri ulûhiyete lâyık değil, hepsi boş, hepsi batıldır.- Onun fevkında veya müsavisi bir ilâh tasavvuru muhal olduğu gibi onun madununda olmak şartile de ilâhiyetine iştirak edebilecek ma’budlar, Tanrılar yoktur. Ülûhiyet kabili iştirak değildir, ve bihakkın ilâh ancak o vahid Tanrıdır. Onun bütün mahlûkata meb’de olan bir çok esması ve sıfatı varsa da yene zatinden bihakkın ta’bir mümkin değildir, hakikatı hak her türlü terkibden azade ve o ferdi ehad nâkabili tavsıfdir, çünkü vasıf, mevsuf ile sıfat beyninde az çok bir mugayeret ıktıza eder. Gayriyet olunca da ferdaniyet kalmaz. Bir de ıhtbar bir muhberün anh ile bir muhberün bih ister, bu ise ferdaniyete münafidir. Bunun için esmai müştekkanın hepsi hakikati hakkın künhi ahadiyetine vüsulden kasırdır. Onun zatine nihayet nihayet «هُوَ» denilebilir. Bütün men’bai celâl ve izzet, cemiı cihati kesretten müberra olan ve ancak «هُوَ» diye ifade olunabilen zati ahaddır. Onun zati sıfat ile tekemmül etmiş olmayıb bilâkis kemali zat, sıfâtı kemalinin istilzam etmiştir. İşte «هُوَ» o yenbuı rahmet-ü izzete, o meb’dei âlâyı ahadiyete isal eder. Bunun için hüve kelimesi bir zamir olduğu halde onun zatine delâlet eden en büyük ismi gibi olmuştur. Tevhid denizine dalmış olan ehlüllah indinde bu ismin ehemmiyeti pek büyüktür. Buna ismi a’zam diyenler de vardır. Maahaza ismi a’zam اَللّٰهُ ismi şerifidir diyenler daha çoktur. Zira Allah ismi, zat ve bütün sıfât mecmuuna delâlet etmek itibarile daha cem’iyetlidir. Hüve ise makamı tevhidde a’zamdır. «هُوَ يَا هُوَ يَا مَنْ لَا هُوَ اِلَّا هُوَ» ta’biri me’sûr olan ezkârı tevhiddendir.

İşte hepinizin bihakkın ma’budu bütün kesretlerin meb’dei olmakla beraber zatinde terkib ve kesret bulunmayan, ülûhiyette, vücubi vücudda hiç bir şerik ve naziri olmıyan o ilâh vahiddir. Hiç bir mahlûkun bunun dairei ülûhiyetinden çıkması mümkin değildir, bütün bu azamet-ü kibriyasile beraber o الرَّحْمٰنُ الرَّحٖيمُ hem rahman hem rahîmdir. Bütün rahmetler onun, en rakik merhametler onundur. Şirk edenler böyle bir ilâhı vahide şikretmiş, küfredenler böyle bir rahmanı rahîme küfretmiş oluyorlar. Ve bu sebeble kendilerini bu rahmeti ezeliye ve ebediyeden mahrum ederek lânete mazhar kılıyorlar. Binaenaleyh o şirk-ü küfürden sarfı nazar etmeli de Allaha ve Allahın münzelâtına iman eylemeli ve dairesi tevhidde bu rahmetlere ebedîyen ermelidir.»

Deniliyor ki Kâ’be ve etrafında müşrikînin üç yüz altmış tane putları vardı. Bu âyeti işittikleri zaman taaccüb ettiler de «ya Muhammed!. eğer sadık isen bir âyet -bir delili kat’îg etir de bununla sıdkını bilelim» dediler. İbni Ceririn Atadan birrivaye beyanına göre aleyhissalâtü vesselâm Efendimizin Medineye kudumunda «وَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ» âyeti nâzil oldu: ١٦٤ اِنَّ فٖى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتٖى تَجْرٖى فِى الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَآءِ مِنْ مَآءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فٖيهَا مِنْ كُلِّ دَآبَّةٍ وَتَصْرٖيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَآءِ وَالْاَرْضِ لَٰايَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ Meali Şerifi