AyetSûreler

A'râf Sûresi 42. Âyet

Mekke · Cüz 8 · Sayfa 155

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ لَا نُكَلِّفُ نَفۡسًا إِلَّا وُسۡعَهَآ أُوْلَـٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ۝٤٢

İman edenler ve iyi amellerde bulunanlarki biz hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz işte onlar cennet ehlidir ve orada ebedî olarak kalacaklardır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 42–51. âyetleri birlikte ele alır.

43. وَنُودُوٓا اَنْ Ve o eshabı Cennete şöyle nida olunur: تِلْكُمُ الْجَنَّةُ İşte o, bu Cennet ya’ni Dünyada va’dolunduğunuz Cennet, gönlünüzdeki bütün gıll-ü gışşı silen, altından ırmaklar akan, içinde böyle hamdederek safai daimle muhalled olacağınız bu Cennettir. اُورِثْتُمُوهَا Siz buna varis kılındınız بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ o sebeble ki amel ediyordunuz: Dünyada güzel çalışıyor, iyi işler yapıyordunuz. -Ehli Cennetin bu muvaffakıyeti kendilerinden değil mahza Allahdan ve Allahın tevfik-u hidayetinden bilerek hamdetmelerine mukabil Allah tarafından bu muvaffakıyyetleri amellerinin sebebiyyetine isnad edilerek böyle nida edilmesi ebedi ubudiyyet ile lûtfi rububiyyetin ne büyük bir tecellisidir. Binaenaleyh insan çalışmalı ve lâkin muvaffakıyyeti Allahdan bilmeli, ameline mağrur olmayıb daima hidayeti ilâhiyyeye sığınmalıdır. Amel, sebebi duhuli Cennettir, fakat fadlı ilâhî ile.

Mirasta ölüden diriye bir intikal ma’nâsı bulunduğundan buradaki miyras ekseriyyetle «fülân şey insana şeref iras eder» ta’birinde olduğu gibi mutlak i’ta ma’nâsiyle tefsir olunmak daha zahir görülmüştür. Fakat bir hadîsi şerifte şöyle varid olmuştur. «Hiç bir kâfir ve hiç bir mü’min yoktur ki hem Cennette hem Nârda bir menzili olmasın ve binaenaleyh ehli Cennet Cennete, ehli Nâr Nâra dahil oldukları zaman Cennet, ehli Nâra kaldırılır gösterilir, oradaki menzillerine bakarlar ve kendilerine işte siz Allaha taatle amel etmiş olsa idiniz, bunlar sizin menzilleriniz idi denilir, sonra ey ehli Cennet haydi amelleriniz sebebiyle siz bunlara varis olunuz denilir, binaenaleyh onların menzilleri ehli Cennet beyninde taksim edilir».

44. وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابَ النَّارِ – Fahruddini Razînin nakline göre ulema demişlerdir ki bu âyetten bu’di mesafenin sesi idrake umumiyyetle mâni’ olmadığı anlaşılır. Bâ’zı ulema da bilhassa şöyle demiştir: «Seste öyle bir hassıyyet vardır ki yalnız bu’d semaına mâni’ olmaz». Kim bilir bu hakikat evvellerin asıl bir nazarı hayret ve istib’ad ile karşılanırdı. Fakat zamanımızda «radyo» ve «televizyon» keşfiyyatının bu hakıkati Kur’aniyyeyi nasıl tezahür ettirdiğini görüyoruz. 46. وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ Cennet ile Cehennem beyninde bir hıcab وَعَلَى الْاَعْرَافِ رِجَالٌ ve A’rafta bir takım rical vardır.- Bu hıcab sûrei Hadidde «فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌ بَاطِنُهُ فٖيهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُ» kavli ilâhîsinde mezkûr olan sûrdur. A’RAF, «arf» in cem’idir. Arf ise her hangi bir mürtefı’ yer demektir ki bu münasebetle atın yelesine, horozun ibiğine «arf» denilmiştir. Binaenaleyh A’raf kavli meşhure göre Cennet ile Cehennem arasındaki hıcabın, surun mürtefı’ tepeleri demek olur. İbni Abbastan sıratın şerefeleri diye bir kavil de merviydir. Fakat Haseni Basrî Hazretleri demiştir ki A’raf ma’rifettendir. Ve ma’nâ «Ehli Cennet ile ehli Nârı sîymalarından tanımak üzere bir takım rical vardır» demektir. Kendisine bu rical «hasenat ve seyyiatları müsavi gelmiş bir taifei muvahhidîndir ki Cennet ile ehli Nârı tanımak ve birbirinden temyiz etmek üzere ta’yin buyurduğu bir kavmdir. Vallahi bilmem belki ba’zısı şimdi beraberimizdedir.» Hâsılı A’raf üzerindeki ricalin tefsirinde başlıca iki kavil vardır. Birincisi Ebu Huzeyfe ve saireden merviy olduğu üzere bunlar amelde kusur etmiş ve mizanda hasenat ve seyyinatları müsavi gelmiş bir taifei muvahhidîndir ki Cennet ve Cehennem arasında bir müddet kalırlar. Sonra Allah tealâ haklarında bir huküm verir. İkincisi bunlar Enbiya, şühedâ, ahyar, ulemâ, veya rical suretinde görünür Melâike gibi dereceleri yüksek bir takım zevattır denilmiş ki evvelkine göre لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ – kayidleri nidâ eden eshabı A’rafın halini beyandır. Ya’ni eshabı Cennet, Cennete girmiş, bunlâr girmemişlerdir. Fakat tama’ ve ümid ederler. Onlara gıbta ederler de selâm ve selâmet size derler. İkinciye göre ise, o sırada eshabı Cennetin halidir, Ya’ni ehli Cennetin henüz Cennete girmemiş ve girmek ümidinde bulunmuş oldukları sırada da dır ki eshabı A’raf onları selâmetle tebşir ederler.

48. رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِسٖيمٰيهُمْ الخ – Velid ibni Mugıyre, Ebucehil, Âs ibni Vail ve akranları «Allah Selman ve Ammar ve emsallerini Cennete koyacak da bizi Cehenneme atacak ha, böyle şey olmaz. Allah bizim hızmetkârlarımızı, çobanlarımızı bize tafdıl etmez» derlerdi ki işte eshabı A’rafın مَآ اَغْنٰى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ diye bağırdıkları bunlar ve bu gibilerdir. Ve 49. اَهٰٓؤُلَآءِ الَّذٖينَ diye işaret ettikleri de onların istihkar ettikleri Selman ve Ammar gibi ehli iymandır. ٥٢ وَلَقَدْ جِئْنَاهُمْ بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلٰى عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٥٣ هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا تَاْوٖيلَهُ يَوْمَ يَاْتٖى تَاْوٖيلُهُ يَقُولُ الَّذٖينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَآءَ فَيَشْفَعُوا لَنَآ اَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذٖى كُنَّا نَعْمَلُ قَدْ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَاكَانُوا يَفْتَرُونَ

Meali Şerifi