A'râf Sûresi 189. Âyet
Mekke · Cüz 9 · Sayfa 175
۞هُوَ ٱلَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفۡسࣲ وَٰحِدَةࣲ وَجَعَلَ مِنۡهَا زَوۡجَهَا لِيَسۡكُنَ إِلَيۡهَاۖ فَلَمَّا تَغَشَّىٰهَا حَمَلَتۡ حَمۡلًا خَفِيفࣰا فَمَرَّتۡ بِهِۦۖ فَلَمَّآ أَثۡقَلَت دَّعَوَا ٱللَّهَ رَبَّهُمَا لَئِنۡ ءَاتَيۡتَنَا صَٰلِحࣰا لَّنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّـٰكِرِينَ ١٨٩
Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla sükûnet bulsun diye eşini de ondan yaratan Allah’tır. O, eşini kucaklayıp sarılınca (ona yaklaşınca), eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden Rableri olan Allah’a şöyle dua ettiler: "Eğer bize salih bir evlat verirsen, biz muhakkak şükredenlerden olacağız
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
هُوَ الَّذٖى خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ O Allah o haliktır ki sizi tek bir nefisten kalk etti -ya’ni siz «شَيْئًا مَذْكُورًا» değil idiniz, yoktunuz ve hiç biriniz hiçten kendi kendinize olmadınız. Her biriniz ibtida bir nefisten bir zürriyyet olarak yaradıldınız. Hiç birinizin bizzat iki babası da yoktur iki benliğide. Ferd ferd, kabîle kabîle, ırk ırk hepiniz bu suretle bir insan nefsinden halk olunmuş bir sülâle bir silsile, bir nevi mahlûksunuz. İşte sizi böyle kemmiyyat ve keyfiyyatınızla ölçüb biçib yaratan kadir halıktır ki o bütün gaybı bilen Allahtır. Allah evvelâ bir nefis, bir beşer, bir Âdem nefsini ve ondan da sizi halk etti, hepinizi nev’i vahid yaptı. Görülüyor ki «nefsi vahide» nekredir. Bir ferdi münteşire delâlet eder. Binaenaleyh evvel emirde insanın mebdei nev’îsi olan nefsi Âdeme sadık olmakla beraber münteha i’tibariyle muhatabların sunuf ve efradına nazaran bir zürriyyet babası olan her ferdi nefse de bilmünvebe sadıktır. Ya’ni kıssa yalnız mazıdeki Âdem değil haldeki vakıaları da bilmünavebe irae eder. [Sûrei nisanın başına bak] Bunun için kıssanın evvelâ Âdem ve Havvanın bişş ahıs hallerine de şamil iken sonu evlâdlarının şirk halini tasvire müntehi olacaktır. Ve netekim bu sebeble bu nefsi vahideden Murad Kureyşin atası olan Kusayy olduğu da söylenmiştir ki kıssanın Kureyş müşriklerine sureti tatbikıdır.
Hasılı ey Kureyş, ey kabaili Arab, ey Arab-ü Acem, ey urukı beşer, ey Âdem evlâdları Allah sizin hepinizi bir sülâle bir cins, bir cem’iyyet, bir ümmet olmak üzere bir nefisten: bir tıynet ve ruhtan yarattı şimdi siz «biz bir nefisten değil iki nefisten bir baba ile bir de anadan bir Âdemden nev’iyle bir de onun eşi olan havva nev’inden yaratıldık mı?» diyeceksiniz, doğru. Fakat وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا o, o nefsin eşini de ondan kıldı -nefsi Âdem veya nefsi beşeri veya nefsi insanî denilen o bir tek nefsin eşi olan dişisini, havva nev’ini de ondan yaptı ve onun cinsinden kıldı. Aynı bir nefisten cüz’ü veya şakikı olarak hem erkek hem dişi yarattı. Ittıradi tabiat kaidesinin hılâfına olarak aynı menşe’den ikinci bir nevi halkedib obirine çift, eş yaptı ve bu suretle onun eşini de kendi cinsinden kıldı. Erkekleri Âdemden insandan yapıp da kadınları başka bir menşe’den bir hayvan yapmadı. İnsanın eşini yine insandan yaptı. Binaenaleyh erkek bir nevi insan, kadın bir nevi insan olmakla beraber ikisi de bir cinstendir. İkisi de insan ikisi de beşerdir. Ve biri diğerinin mütemmimi eşidir. «وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا» ve binaenaleyh erkeğiniz ve dişinizle siz iki nefisten değil bir nefis cinsindensiniz. Allah onun eşini de ondan onun cinsinden kıldı ki لِيَسْكُنَ اِلَيْهَا o erkek nefis, o dişi eşine sükûn etsin için -onda kendinden bir misal görüb onunla istinas etsin ve beyinlerinde izdivacı tashih ile heyecanını teskin edecek bir ıtmi’nan bulsun da ondaki emanet bunda karar kılsın. Bunun içindir ki ba’del’izdivac aralarında meyl-ü sükûn bulunmadığı ve buğz-u nefret kaim olduğu zaman, talak meşru’ olmuştur. Zira hukmi ilâhîde zevciyyeti musahhih olan bu meyl-ü sükûndur. Bir nefisten erkek ve dişi nevileri bu hikmetle yaradıldı da erkeğe dişi tezvic edildi bunun üzerine
فَلَمَّا تَغَشّٰيهَا vaktâ ki erkek dişisini gaşye girişti حَمَلَتْ حَمْلًا خَفٖيفًا kadın hafif bir hamil yüklendi -bir nutfe alıb bir zürriyyete hâmil oldu فَمَرَّتْ بِهٖ bununla bir müddet gitti derken ağırlaşmağa başladı فَلَمَّآ اَثْقَلَتْ vaktâ ki hâmile ağırlaştıv az’ı takarrüb etti, o vakıt Allah tealânın eseri rübubiyyetini açıktan açığa hissettiler ve bunun sonu iyi de kötü de olabileceğini ve bu âğırlığın bir ni’met de bir felâket de olmak ihtimalini sezdiler ve bütün te’sirin Allahdan olduğunu anladılar, hâsılı «اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ» mazmununu nefislerinde müşahede eylediler de دَعَوَا اللّٰهَ رَبَّهُمَا ikisi de rabları Allah tealâya dua ettiler لَئِنْ اٰتَيْتَنَا صَالِحًا ahdimiz olsun ki ya rabbena, eğer sen bize bir salih -yaraşıklı, hılkati düzgün, hâyata ve kendi cinsimizden tenasüle elverişli her hangi bir nesil ihsan edersen لَنَكُونَنَّ bizb aba, ana ve gelecek evlâd ve ensalimizle hepimiz -mutlak ve muhakkak, مِنَ الشَّاكِرٖينَ şakirînden: ni’metlerine şükrü haslet edinen kullarından olacağız dediler.- Böyle bir tezekkür ve taahhüd altına girdiler. Bu hal Âdem ve Havvâ da böyle olduğu gibi izdivacı sahih ile izdivac etmiş olan her baba ve ananın da vaz’ı hamlin tekarrüb ettiği ağırlık sırasında hissettikleri neş’e ve telâş içinde duyub besledikleri bir azimdir. Fakat maba’di böyle değildir.