AyetSûreler

A'râf Sûresi 171. Âyet

Mekke · Cüz 9 · Sayfa 173

۞وَإِذۡ نَتَقۡنَا ٱلۡجَبَلَ فَوۡقَهُمۡ كَأَنَّهُۥ ظُلَّةࣱ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُۥ وَاقِعُۢ بِهِمۡ خُذُواْ مَآ ءَاتَيۡنَٰكُم بِقُوَّةࣲ وَٱذۡكُرُواْ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ ۝١٧١

Hani bir zamanlar biz o dağı gölgelik gibi tepelerine çekmiştik de üzerlerine düşüyor zannettikleri bir sırada demiştik ki; "size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın, umulur ki korunursunuz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَاِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ فَوْقَهُمْ – نتق NETK: bir şeyi şiddetle cezb etmek demektir ki bunun neticesi olarak «bir şeyi yerinden koparıb atmak» ma’nâsiyle de tefsir edilir. Netekim erkekten zürriyyeti çekib koparan rahime «ناتق» denilir. Ve bir hadîsi şerifte «عَلَيْكُمْ بِزَوَاجِ اْلَابْكَارِ فَاِنَّهُنَّ اَنْتَقُ اَرْحَامًا وَاَطْيَبُ اَفْوَاهًا وَاَرْضىُٔ بِالْيَسِيرِ» buyurulmuştur ki «bikirlerle izdivacı iltizam ediniz, çünkü onların rahimleri daha cazibeli ve ağızları daha temizdir, Ve aza en razı olanlard ır.» demektir. Diğer yerlerde «وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ» buyurulmasına nazaran burada netkın da bu ma’nâyı tazammun etmesi ıktıza eder ki şöyle demek olur: ya Muhammed kitâba temessük etmeyen o ahlâfi Yehude o vakti de hatırlat ki hani o dağı şiddetle çekerek bir dam gibi üstlerine kaldırmıştık وَظَنُّوٓا اَنَّهُ وَاقِعٌ بِهِمْ ve onlar bunu hakıkaten üzerlerine düşmüş zanneylemişlerdi -ya’ni yola gelmedikleri takdirde dağın tepelerine düşceğine o kadar yakîn hasıl etmişler ve bundan öyle korkmuşlardı ki tehdid iyka’ edilmiş, dağ düşmüş de bilfi’ıl altında eziliyorlarmış gibi elem-ü ıztırab içinde yerlere kapanmışlardı da böyle müdhiş bir tehdid ve tazyık ile şöyle demiştik: خُذُوا مَآ اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ size verdiğimizi kuvvetle tutun -gönderdiğimiz kitabı ciddiyyetle ve külfet-ü meşakkate tahammül azmiyle sımsıkı tutun veyahud haydi bu tepenize indirmekte olduğumuz müdhiş mu’cizeye dayanabilirseniz kuvvetle mukavemet ediniz, bunu durdurunuz bakalım وَاذْكُرُوا مَا فٖيهِ ve haydi bundaki ma’nâyıb u kitabdaki veya fi’ıldeki evamir-ü nevahiyi veya va’d-ü vaîdi -anin, belleyin, hatırınızdan çıkarmayın ki لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ fenalıktan korunabilesinizb öyle ikrah ve ilca ile kendilerinden itaat mîsakı alınmıştı ki buna ilcaî mîsak ta’bir olunmuştur. Ve ekseriyyetle sureti rivayeti şudur:

Ahkâmı Tevrat ağır ve şiddetli olduğundan dolayı Benî İsraîl kabulden imtina’ etmişler, Allah tealâ da Turu üzerlerine kaldırmış, kabul ederseniz febihâ yoksa bu dağ her halde tepenize inecek denilmiş, dağın vaz’ıyyetini görünce hepsi düşüp sol kaşı üzerine secdeye kapanmışlar ve bu halde dağın sukutu korkusundan sağ gözlerile de ona bakarlarmış. Ve bunun için Yehudîler secde edec ekleri zaman böyle yaparlar ve bu bizi ukubetten kurtaran secdedir derlermiş [sûrei «Bakare» de ve sûrei «Nisâ» da «وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ» bak]. Beni İsraîlin aykırılıklarını ve cebr-ü ikrah görmeyince hakka boyun eğmemek öteden beri mu’tadları olduğunu anlatan bu kıssanın ıhtarındaki ma’nâ, Allahın hukm-ü kudretine mukavemet kabil olamıyacağını ve tav’an itaat ve inkıyad etmiyenlerin nihayet kerhen inkıyada mecbur olageldiklerini ve o mukavemeti nâkibil tazyık ve ilca mu’cizesinin hukmü unutulmamak lâzım geldiğini ve çünkü o ve o gibi icbarı ilâhînin her zaman mümkin bulunduğunu ve asıl insanlık vesaadet o gibi cebr-ü tehdide düşmeden rıza ve hurriyyetiyle emri hakka inkıyad ve kitâba temessükte olduğunu anlatmaktır. Filvakı’ her ısyanda dağlar yerinden oynayıvermez, her vakıt mu’cizei Musâ olmaz. Fakat Allahın emrini tanımıyan ve ahkâmı hakk ile mücadele etmek sevdasında bulunanlar şunu bilmek lâzım gelir ki Allah tealâ her zaman dağları yerinden oynatıb insanların başına yıkmağa kadir bir zülcelâldir. Eşya arasındaki cazibe nisbeti, bir lâhzada değişebilir. Aklı olanlar her hangi bir zelzelenin, bir volkan hâdisesinin nasıl bir kudreti ceberutiyye ifade ettiğini unutmamalıdır. Bir takım kimseler bunların zünubı beşerle hiç alâkası yoktur diye telâkkı ederler ki ne kadar yanlıştır. Gerçi bunların hepsi zünubı beşerin cezası değildir. Lâkin hepsinin de umur ve hayatı beşerle alâkadar olduğunda da hiç şübhe yoktur. Hiç birisi yoktur ki beşeriyyetin ısyana cür’et eylediği Allah tealânın kudreti kahiresini göstermiş olmasın ve binaenaleyh hiç biri yoktur ki insanlar için mukavemeti nâkabil bir sultani rabbaniyyenin kudreti cebriyyesindeki azameti tedhişi irae ile günahlarına karşı bir tehdid ve ıhtar alâkasını haiz bulunmasın ve insanı kavanini İlâhiyyeye muhalefetten tahzir etmesin. Ben şurada işimle meşgul iken fülân yerde bir dağın çök üvermesi benim bir günahın değilse bile bana benim onu yapan kudrete karşı günalarımın tehlükelerini ıhtar eden bir tehdid olduğunda ve onun bana karşı da bir ikrahı mutazammın bulunduğunda şübhe mi vardır. Bundan başka Allah tealânın doğrudan doğru zünubı beşere alâkadar olan o kadar âyâtı icbariyyesi, o kadar sultaları vardır ki hadd-ü hisaba gelmez, evamiri İlâhiyyeye tav’an itaatle doğru yola gitmiyen rızalariyle fenalıktan korunmak istemiyenleri Allah tealâ evvel emirde bu cebrî suhtalarla ittikaya da’vet eder. Hurr iken esîr eyler, bununla da mütenebbih olmıyanlara ebedî azâb sultasını yükletir. Bunun için insanlar şu mîsakı fıtrîyi hatırda tutmak iycab eder.