A'râf Sûresi 157. Âyet
Mekke · Cüz 9 · Sayfa 170
ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلرَّسُولَ ٱلنَّبِيَّ ٱلۡأُمِّيَّ ٱلَّذِي يَجِدُونَهُۥ مَكۡتُوبًا عِندَهُمۡ فِي ٱلتَّوۡرَىٰةِ وَٱلۡإِنجِيلِ يَأۡمُرُهُم بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَىٰهُمۡ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيۡهِمُ ٱلۡخَبَـٰٓئِثَ وَيَضَعُ عَنۡهُمۡ إِصۡرَهُمۡ وَٱلۡأَغۡلَٰلَ ٱلَّتِي كَانَتۡ عَلَيۡهِمۡۚ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِهِۦ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَٱتَّبَعُواْ ٱلنُّورَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ مَعَهُۥٓ أُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ١٥٧
Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
اَلَّذٖينَ onlar o kimselerdir ki يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِىَّ الْاُمِّىَّ o Resûle, o nebiyyi ümmîye mutaveatle tebe’ıyyet edecekleri leride kitâbı mahsus ile göndereceğimiz o umûmî mübelliğa, okur yazar olmadığı halde evvelîn-ü ahırînin ulûmunu cami’ bulunub ümmetine her şeyi haber verecek olan o ümmî Peygambere, böyle harikul’ade evsaf ile mümtaz o mu’cizeler sahibi Hatemül’enbiyaya cân-u gönülden tabi’ olub i’tikadda, kavilde, fiilde, arkasından gidecekler.
ÜMMÎ ismi mensubundan üç nisbet, muhtemildir:
1- «Ümm» nisbetidir ki «sanki anasından doğduğu hal üzere kalmış, fıtratı asliyyesine kesbi cedid ile tagayyür ârız olmamış» mefhumunu ifade eder.
2- Ümmeti Araba mensub demek olur ki «اِنَّا اُمَّةٌ لَا نَحْسُبُ وَلَا نَكْتُبُ» mısdakınca Arablar, hisab ve kitâb bilmez bir cemaat olmakla ma’ruf idiler.
3- Ümmülkurâya mensub, ya’ni Mekkeli demektir. Ve bu üç nisbetin üçünde de ümmî okuyub yazmağa uğraşmamış ma’nâsına bir vasıftır. Ümmîlik alel’âde kimsel er hakkında âdeten ilim eksikliğini ifade eden bir sıfatı noksan iken bir ümmînin okuyub yazanlardan fazla âlim olması mintarafillâh hilâfı ade olarak bilâ kesbin mevhub bir kemali fıtrîye delâlet eder. Ve kemalâtı ılmiyye ve ameliyyesi okuyub yazanları âciz bırakan bir Peygamber hakkında her türlü şüpheyi kat’eden ve onun doğrudan doğru min ındillah mürsel bulunduğunu bizzarure isbat eden harikul’ade bir sıfatı kemal, ya’ni bir mu’cizedir. Bu haysiyyetle «الرَّسُولَ النَّبِىَّ الْاُمِّىَّ» vasfı «o risâlet ve nübüvveti bedihî sahib mu’cize» demenin daha beliğidir. Netekim Türk şairi Fuzulî bunu şu beytiyle anlatmıştır:
Bakî mu’cizler ne hacet vasfı hak isbatına
Cahil iken el, senin ılmin yeter bürkan sana
الَّذٖى O Resul, o nebiyyi ümmî ki يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْجٖيلِ onu onlar, ya’ni senin kavminden onun zamanında gelecek olan ehli Tevrat ve İncil indlerinde Tevrat ve İncilde yazılmış bulacaklar -isim ve evsafiyle onun o, olduğunda vicdanları şekketmiyecek «يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَآءَهُمْ» Sûrei «Bakare» de birinci cüz’ün sonlarında «اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَآءَ اِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ الخ» bak. Anlaşılıyor ki cenabı Allah, Hazreti Musâya miykatta ve Tevratta rahmeten lil’âlemîn olan Hâtemül’enbiyayı bildirmiş ve taleb edilen rahmet ve hasenenin onun ümmeti için yazılacağını va’dile Benî İsraîli ona iyman ve ittibaa teşvık ve tergıb eylemiş olduğu gibi Tevrattan sonra ve Kur’andan evvel İncilin geleceğini dahi vahy-ü iş’ar etmişti. Tevratta Mesih ve İncil, Tevrat ve İncilde Hatemül’enbiya ve Kur’an, furkan lâekal vasıflariyle olsun muharrer ve mektub idi. Ve bi’seti Muhammediyye sırasında Tevrat ve İncili hakkıyle tilâvet eden Ehli kitâb, Hazreti Musânın taleb ettiği rahmet ve haseneye kavminin ancak Hatemül’enbiyaya ittiba’ sayesinde nâil olabileceklerini ellerindeki kitâblar ında yazılı buluyorlardı. «اَلَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِهٖ اُولٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهٖ» O Nebiyyi ümmî يَاْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ onlara ma’rufu -hakk-u adli, akl-ü naklin istihsan edeceği hayırlı şeyleri ki hulâsası Allahın emrine ta’zım ve halkına şefekate mr edecek وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ ve onları münkerden -inkâr edilmesi, sakınılması ıktıza eder çirkinliklerdenn ehyeyleyecek -ki ittikanın esası bu hasleti âliyenin içindedir. Emir bilma’ruf, icabı rahmet, nehiy anilmünker esbabı azâbı ta’kımdır. وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ ve onlar için bütün o tayyibatı- «فَبِظُلْمٍ مِنَ الَّذٖينَ هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ اُحِلَّتْ لَهُمْ» medlülünce senin kavmine tahrim edilecek olan hoş ve temiz şeylerin hepsini -halâl ve meşru, kılacak- «لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَآ اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ كُلُوا مِمَّا فِى الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا قُلْ مَنْ حَرَّمَ زٖينَةَ اللّٰهِ الَّتٖىٓ اَخْرَجَ لِعِبَادِهٖ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ قُلْ هِىَ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَسْئَلُونَكَ مَاذَآ اُحِلَّ لَهُمْ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ» ahkâmı yazılacak, hakikaten temiz ve leziz olan hiç bir şey, bir hubüs karışmadıkça onlara haram olmıyacak, israf ile inhimak edilmedikçe tayyibatı fıtrıyye ile intifa’ sebebi ta’zib olmıyacak, وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَآئِثَ ve üzerlerine bütün habâisi tahrim edecek -gerek meyte gerek dem, lâhmi hınzır, hamir ve saire gibi maddî habaset ile ve gerek kumar, riba, rişvet ve suht, mâühille ligayrillah, hakkı gayr gibi ma’nevî habaset ile habis ve murdar olan şeylerin hepsini haram ve gayrı meşru’ kılacak, zira habaset vaz’ı haktaki sebebi azâb ve âlâm olan şeyler olduğundan vücubı rahmet bunlardan ictinaba mütevakkıftır. Her hangi bir cihetten bir hubsü bulunmıyan hakikî tayyibatın hiç biri tahrim edilmemek ve tahrim edilen şeylerin her halde bir habaseti bulunmak, ne büyük rahmet ve böyle bir hayat ne kadar şayanı şükran bir hayatı hasenedir. Bunlardan başka وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّتٖى كَانَتْ عَلَيْهِمْ ısırlarını, ağır yüklerini ve üzerlerinde bulunan bağları, tomrukları sırtlarından atacako zamana kadar «فَاقْتُلُوٓا اَنْفُسَكُمْ» gibi mükellef bulundukları ve altında ezile geldikleri tekâlifi şakkayı neshedecek harecsız, yüsürlü, semahatli bir şeriat getirecek. Velhasıl şimdi senin kavmin için istediğin rahmet ve hasene ancak o zaman bu suretle yazılmış bulunacak فَالَّذٖينَ اٰمَنُوا بِهٖ binaenaleyh o nebiyyi ümmîye -yalnız senin kavminden değil her hangi kavimden olursa olsunb ütün iyman edenler وَعَزَّرُوهُ ve onu düşmanlarına karşı müdafaa ile tevkır eyliyenler وَنَصَرُوهُ ve ona nasîr olanlar -neşri din ve tatbikı ahkâmda hizmet ve yardım etmeği haslet edinenler وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذٖىٓ اُنْزِلَ مَعَهُٓ ve onunla beraber indirilmiş bulunan nura tâbi olub arkasından gidenlery a’ni hem onun nübüvvetiyle beraber getirdiği nuri Kur’ana hem sünnet ve siyretine, emr-ü nehyine cidden mutavaat edib arkasından giden ve bu evsaf ile ona sahihan eshab-ü etba’ olanlar اُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ işte ya Musâ, onlar, ancak onlardır ki o felâhkârlardır. -Ya’ni ancak o nebiyyi ümmînin bütün bu evsaf ile muttasıf olan eshab ve etbaıdır ki o senin yazılmasını istediğin rahmete, o dünya ve Âhıret hasenesine kat’iyyen irecek ve meşiyyeti azabdan sureti kat’iyyede felâh bulacak olanlardır. O rahmet, o hasene, o felâh, şimdi bilhassa sizin için değil, ileride alel’umum insanların duhulüne müsaid bu evsaf-ü şeraıt ile bir rahmeti amme olmak üzere onlar için yazılacaktır.
İşte rabbı, Musânın o duasına sûrei «Bakare» nin evvelindeki telhısa muntabık olan bu cevabı verdi. Netekim sûrei «En’am» da da «كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ» buyurdu. Demek ki bi’seti Muhammediyyeye kadar «رَحْمَتٖى وَسِعَتْ كُلَّ شَىْءٍ» kazıyyesi «عَذَابٖىٓ اُصٖيبُ بِهٖ مَنْ اَشَآءُ» ile müterafık ve muhassas bir mutlakai vaktiye veya mümkinei lâdaime idi. Bi’seti Muhammediyyeden i’tibaren ise vasfı ittiba’ şartıyle vacib bir meşrutai amme oldu. Ya’ni kazıyyei rahmet, kazıyyei azabdan fasl olunarak umum beşeriyyet için Dünyevî, Uhrevî rahmeti ilâhiyyenin icabı ilâhî ile tarikı vücubunu gösterecek ve azabdan ebediyyen halâs edecek bir dini tevhid, bir şeriati amme yazıldı, takrir ve tesbit edildi. Ve Buna ittiba’ yalnız imkânı rahmetin değil ihtimali azabı kat’eden vücubı rahmetin şartı oldu. Binaenaleyh bu vasfı haiz olmıyanlar hakkında imkânı rahmet umumiyyetle münselibdir denemez. Bâ’zıları için isabeti azab muhakkak, diğer bâ’zıları için de hususî bir rahmet ihtimal dahilindedir. «قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذٖينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَاتَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ» dır. Musâ aleyhisselâm, bu vücubı rahmet şeriatini miykatı tevbede bilhassa kendisi ve kavmi için istemişti. Allah tealâ da Resûli küllolan âhır zaman Peygamberinin bi’setine ve ona ittibaa ta’lık buyurmak suretiyle umum için va’d buyurdu. İşte kıssai Musânın müncerr olduğu bu nokta, bu şeriati rahmet ve âhır zaman Peygamberinin va’di bi’seti mes’elesi yukarıdan beri zikrolunan Enbiya kıssalarının mâsika lehi ve hedefi aksasıdır. Ve işbu altı Enbiya kıssasının başında geçen «اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖى سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ» âyetindeki istivâi ilâhînin bunda bir tecellisi vardır. «اِنَّ الزَّمَانَ قَدِ اسْتَدَارَ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَاْلَارْضِ» hadîsi şerifi mantukunca asrı Muhammedîden i’tibaren zaman, edvarı mazıyesine bir nihayet veriyor ve istivâi rahmanî ile yepyeni bir devri tarih açıyor ki edvarı mazıyenin havarikı ibtidaiyyesi ve şir’aları bunda bir nizamı ta’dil ve ıttırada girecek «صِرَاطَ الَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَاالضّآَلّٖينَ» evvelâ umumî bir minhac ile herkes ve her kavm için kat’î bir rahmet-ü felâha yürümek imkânı hasıl olacaktır. İmdi Tevrat ve İncilin muhtevi olduğu o beyani va’d karşısında Musâ aleyhisselâmın Resûli küll olmadığı ve Beni İsraîli âhır zaman Peygamberine sevk ettiği ne kadar tezahür ediyor. Bunun için kıssai Musânın bu noktasında va’di sarih ile mev’ud rahmeten lil’âlemîn olan Hatemül’enbiyaya risaleti ammesini i’lân emriyle buyuruluyor ki:
Ya Muhammed: ١٥٨ قُلْ يَآ اَيُّهَا النَّاسُ اِنّٖى رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَمٖيعًا الَّذٖى لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَآاِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْيٖ وَيُمٖيتُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِىِّ الْاُمِّىِّ الَّذٖى يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِهٖ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Meali Şerifi