A'râf Sûresi 133. Âyet
Mekke · Cüz 9 · Sayfa 166
فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلطُّوفَانَ وَٱلۡجَرَادَ وَٱلۡقُمَّلَ وَٱلضَّفَادِعَ وَٱلدَّمَ ءَايَٰتࣲ مُّفَصَّلَٰتࣲ فَٱسۡتَكۡبَرُواْ وَكَانُواْ قَوۡمࣰا مُّجۡرِمِينَ ١٣٣
Biz de kudretimizin ayrı ayrı alâmetleri olmak üzere başlarına tufan, çekirge, haşereler, kurbağalar ve kan gönderdik, yine inad edip direndiler ve çok mücrim (suçlu) bir kavim oldular
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الطُّوفَانَ وَالْجَرَادَ وَالْقُمَّلَ وَالضَّفَادِعَ وَالدَّمَ biz de üzerlerine tufan, çekirge, kummel, kurbağalar ve kan gönderdik- Bısriyyun TUFAN tavaftan «tufâne» nin cem’i olduğunu, Kûfiyyûn da esasında rüchan gibi masdar olduğunu söylemişlerdir ki mubalega için tesmiye bilmasdar demektir. İbni atıyyenin beyanına göre tûfan, tavâf eden her şeye şamil olur. Ancak şiddetli su ve yağmurda isti’mali ekserdir. İlh... Zeccac demiştir ki «tufan» her hangi bir şeyin çok ve muhıt ve bütün kavme muntabık olanıdır. Netekim bir çok şehirlere şamil olan garka tufan denilir. Kezalik katli âmm bir tufan ve mevti carif, ay’ni süpürücü ölet: Kıran, salgın, ölüm de bir tufandır. İlh... Mücahid ve Vehbden «yemen» lügatinde tâuna, ya’ni koleraya tufan denildiği nakledilmiş, ebûkılâbe dahi «cüderi» ya’ni çiçek hastalığının ilk evvel kavmi Fir’avnda vakı’ olan bir tufan olduğunu söylemiştir. Velhasıl aslı lügatte tufan lisanımızda ma’ruf olduğu gibi şiddetli yağmur ve seyl ma’nâsına munhasır değildir. Fakat ekseriyyetle bu ma’nâda istimal olunur. Ve bu şöhretin sebebi de tufanı Nuhtur. Ve bunun için buradaki tufanın ne olduğu hakkında zikrolunan meanî dahilinde muhtelif nakıller varid olmuş ve Hazreti Aişeden «mevti carif» diye bir rivayet nakledilmiş ise de ekser müfessirînin İbnı Abbastan merviy olan «mai muğrık» ma’nâsı üzerindedir ki tufanın ma’nâyı meşhuru demektir. Bunun da bir hafta bilâ inkıta’ yağan şiddetli bir yağmur veya Nil nehrinin fevkal’âde bir feyezanı ile husule gelen müstevli bir seyl tufanı olduğu hakkında iki kavil vardır ki bizce cem’ınde münafat yoktur. Bu tufan, Mısırlıları haneleri içinde istiylâ ve tahrib etmiş ve maamafih içlerinde bulunan Beni İsraîle zararı dokunmamıştır.
CERAD, ma’lûm ekin çekirgesidir ki bütün yeşil hasılâtı yer bitirir, çırçıplak eder. Tufandan sonra biten
kuvvetli hasılâtı yemiş bitirmiştir.
KUMMEL, hakkında bir kaç tefsir vardır: Birincisi henüz tohmundan yeni çıkmış ve kanadlanmamış
hürde çekirge yavrusudur ki buna ve gayet küçük karıncalara Arabca «دبا» dahi denilir. İkincisi buğdaya düşen güvedir ki buğday biti ta’bir olunur. Bu iki ma’nâ İbni Abbastan merviydir. Üçüncüsü devabbi sûdi sıgar, ya’ni alel’umum siyah ve küçük haşerat ve hevamm ki bu ma’nâ Hasen ve İbni Cübeyrden menkul ve evvelkilerle beraber bervehci âti muhtelif tefsirlerin hepsine şamildir. Netekim Habib İbni Sabit «cu’lan» ya’ni bok böcekleri diye, Ebû Ubeyde «hamnan» denilen bir nevi kurd ve kene diye, Atayı Hurasanî ve Zeyd ibni Eslem kummeli ma’ruf ya’ni kehle dediğimiz ma’ruf bittir, Kummelde kaml de bir luğattir, diye zikretmişler ve İbni Zeydden hikâyeten pire olduğu da söylenmiştir. Hasılı kummel, kavmi Fir’avnın ya hasılâtına veya bedenlerine veya her ikisine taslıt edilmiş bir veya muhtelif nevi’den haşereciklerdir.
DAFADİ’, dı’fda’ın cem’ı ki kurbağa demektir. Başlarına gökten kurbağa yağmış ve her taraflarına dolmuş.
DEM, kavli cumhure göre içecekleri sular kan olmuş, Nil kan kakmış, fakat Zeyd İbni Eslem gibi ba’zıları
demiştir ki bu, demi ruaf, ya’ni burun kanaması idi, Allah başlarına musallat kılmıştı. Bu muhtelif akval içinde ekser müfessirînin hulâsaten beyanları şu sureti rivayetle nakledile gelmiştir: Sekiz gün geceli gündüzlü şiddetli bir zulmet içinde lâyenkatı’ yağmur yağmış, kimse evinden çıkamamış, seyl evlerine dolmuş, boğazlarına kadar su içinde kalmışlar, aralarında bulunan Beni İsraîl hanelerine ise bir şey olmamış, bu suretle bir hafta kadar Mısır bir deniz gibi olmuş, hars-ü tasarruftan kalmışlar, bu gark olmak tehlükesi altında Musâ aleyhisselâma müracaat edib rabbına dua et, bu belâyı başımızdan kaldır da sana iyman edelim» demişler, o da dua etmiş tehlüke bertaraf olmuş. Fakat bundan sonra nebatat öyle fışkırmış ki arazîde misli görülmedik bir feyz, husule gelmiş, bunu görünce «bizim korktuğumuz şey bir musıbet değil, hakkımızda bir hayırmış» demişler, iyman etmemişler, binaenaleyh Allah tealâ çekirge göndermiş, mezruatlarını ve meyvalarını yiyerek evlerine, tavanlarına ve elbiselerine kadar sarmış, yine Musâ aleyhisselâma feryad etmişler, Allah tealâ da bir rüzgâr göndermiş çekirgeleri sürüb denize dökmüş, bakmışlar ki geri kalan hasılâtları kendilerine kifayet edecek, «eyh, bu kalan bize yetişir» demişler, yine iyman etmemişler, bunun üzerine Allah tealâ kummeli taslıt etmiş, çekirgeden kalan bakıyyeyi yemeğe ve elbise ve bedenlerine kadar girerek derilerini emmeğe başlamış. Müşarün’ileyhe üçüncü def’a feryad etmişler, bu da bi’emrillâh mürtefi’ olmuş «artık demişler, senin bir sâhir olduğunda hiç şüphemiz kalmadı». Ba’dehu deniz tarafından gayet kesif bir karaltı çıkmış ve başlarına kurbağalar yağmağa başlamış, öyle ki yerleri yurdları kurbağa ile dolmuş, her hangi bir örtüye veya yiyeceğe el uzatsalar kurbağa çıkar ve ağızlarına burunlarına atılırmış, tekrar dördüncü def’a olarak müşarün’ileyhe yalvarmışlar, o da kendilerinden kuvvetli ahd alarak dua etmiş, Allah tealâ bunu da bir yağmurla sürüb denize dökerek bertaraf etmiş, lâkin yine nakzı ahd etmişler, küfr-ü fesaddan ayrılmamışlar, bunun üzerine de Allâh tealâ kan göndermiş, içecekleri kullanacakları sular kan olmuş kalmış, birisi bir İsraîlin ağzından bir yudum su sormak istese o bile kan kesilirmiş ve yâhud mütemadiyen burunlarından kan fışkırırmış. Sonra bunların müddetleri hakkında da muhtelif rivayetler vardır. Ezcümle Hazreti Musânın sehareye galebesinden sonra kavmi Fir’avn içinde on sene kaldığı ve bu mu’cizleri bu müddet zarfında gösterdiği de rivayet olunmuştur. Fakat Ebû Hayyanın dahi ıhtar ettiği vechile şundan gaflet olunmamalıdır ki bunların keyfiyyeti ve müddeti ya’ni ne suretle ve ne kadar bir zaman zarfında vukua geldiği hakkındaki haberlerin merciı’ nükuli İsraîliyyedir. Âyette keyfiyyet ve müddete dair hiç bir işaret ve delâlet yapılmaksızın ancak irsal olundukları zikrolunmuş ve buyurulmuştur ki:
اٰيَاتٍ مُفَصَّلَاتٍ Mufassal mufassal âyetler olarak ya’ni her biri ayrı ayrı birer delili vazıh olarak gönderdik -her biri Musânın sıdkına, Allah tealânın kemali kudretine ve kavmi Fir’avnın helâke doğru gittiğine ve hakk-u hakıkati anlayıb bir an evvel Allaha iyman ve tedarru’ etmeleri lüzumuna delâlet eden delâili vazıha idilir. Onlar فَاسْتَكْبَرُوا bunun üzerine de istikbar ettileri yman etmeyi kibirlerine yediremediler وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمٖينَ ve bunlar böyle mücrimler sürüsü bir kavm idiler. Öyle ahlâksız, bir kavm ki