AyetSûreler

A'râf Sûresi 110. Âyet

Mekke · Cüz 9 · Sayfa 164

يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُمۡۖ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ ۝١١٠

O, sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. (Firavun): "O halde siz ne diyorsunuz?" dedi

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

يُرٖيدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ sizi yerinizden çıkarmak istiyor. Binaenaleyh فَمَاذَا تَاْمُرُونَ ne emredersiniz dediler.- Sûrei «Şu’ara» da bu sözü Firavnın söylediği musarrahtır. Demek ki şurâsı onun rey-ü teklifini tasd ık ve te’yid ederek icabını müzakereye vaz’ettiklerinden dolayı bu söz yalnız reisin değil, cemi’yyetin sözü olmuştur. Burada «ne rey-ü fikirde bulunuyorsunuz? Makamında «ne emr edersiniz» denilmesi pek şayanı dikkattır. Zahirî i’tibariyle bu ta’bir Firavn hükûmetinin hal ve akdi umuru bu cem’ıyyeti şurânın elinde bulunduğunu iş’ar eder. «يُرٖيدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ» fıkrasından da bu cem’ıyyetin Mısrîlerden mürekkeb bir hey’et olduğu fehm olunur. Tefsiri Ebissüuddan anlaşıldığına göre ba’zı müfessirîn mes’elenin re’yiamme vazolunduğunu ve bu hıtabın umum Mısır halkına yapıldığını bile dermiyan etmişler. Ya’ni bu «مَاذَا تَاْمُرُونَ» hıtabının cem’ıyyeti şurâ tarafından Mısır halkına söylendiğini beyan eylemişlerdir. Buna verilen «اَرْجِهْ وَاَخَاهُ» cevabı bizzat Firavne hıtab olarak gösterilmiş, bu ise muhatabların doğrudan doğru Firavn ile mükâleme edebilir bir mevki’de bulunan kimseler olduğunu anlatmakta bulunmuş olduğundan âyetin zahirine nazaran mes’elenin reyiamme vaz’ı sabit değil ise de her halde Mısırlılardan mürekkeb bir cem’ıyyetin istişaresine vazzolunduğu ve bunlara ne emredersiniz denildiği muhakkaktır. Böyle demek ise o cemi’yyetin Firavin hükûmetinde ülül’emr olduğunu i’tiraf etmek demektir. Bu ise «اَنَا رَبُّكُمُ الْاَعْلٰى» demekte olan Firavnın da’vasında büyük bir tenakuzdur. Demek olur ki Firavn ehemmiyyetli bir vak’anın tahti tazyikında kalınca rübubiyyet da’vasını muvakkaten bırakıb kulları addettiği cemi’yyetine, me’murlarına veya halkına karşı emir sizindir, siz benim amirim Efendimsiniz dercesine sahta ve müraiyâne bir vaz’ı tebasbus takınarak tehlüke kendisinin değil, onların imiş ve binaenaleyh emir sahibi de onlar olacaklarmış gibi gösterilmiştir ki bunda Firavn sihirbazlığının mühim bir misali vardır. Hazreti Musâdan «فَاْتِ بِهَآ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ» diye âyet taleb ettiğine nazaran anlaşılıyor ki Firavn mukaddema sadık Peygamberler gelmiş ve hepsinin mu’cizeleri bulunmuş olduğuna vakıftır. Ve şu halde demek ki gözü önünde cereyan eden asâ ve yedi beyza vakıalarının da hakıkaten bir mu’cizeden başka bir şey olamıyacağını anlamamış değildir. Fakat hakıkatın kabulünü fikir ve menfeati siyasiyyesine muhalif görmüş ve bir de zamanında sihir ve hokkabazlık gibi tezvir ve tahyil san’atlerinin şöhreti şayiası hasebiyle ma’ıyyetinde kabili iğfal bir sürü halk bulmuş olduğundan dolayı halkın menfeati siyasiyye ve vataniyyeleri damarına basarak Hazreti Musâya bütün Mısırlıları vatanlarından ihrac etmek maksadı hafîsi gibi bir fikri muzmer isnad ederek ortadaki hakıkati sihir ve kendi sihr-ü tezvirini hakıkat gibi satmak istemiş ve mes’eleyi şurânın müzakeresine o suretle vazettirmiştir.

Buna karşı