AyetSûreler

Ankebût Sûresi 2. Âyet

Mekke · Cüz 20 · Sayfa 396

أَحَسِبَ ٱلنَّاسُ أَن يُتۡرَكُوٓاْ أَن يَقُولُوٓاْ ءَامَنَّا وَهُمۡ لَا يُفۡتَنُونَ ۝٢

İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 1–13. âyetleri birlikte ele alır.

1. الٓمٓ – Allahü a’lem اَحَسِبَ النَّاسُ الخ – bu âyetlerin sebebi nüzulünde üç kavil vardır:

1 - Ammar ibni Yasir ve Ayyaş ibni Ebi rebîa ve Velîd ibni Velîd ve Seleme ibni Hişam Mekkede ta’zib olunuyorlardı o sebeble nâzil oldu. Ammar ibni Yâsirin validesi Ebu cehil tarafından feci’ bir surette parçalattırılmış, kendisine sıcak günde demirden zırhlı gömlek giydirilerek Güneşin karşısında eziyyet edilmiş, Velîd ibni Velîd ve Hişam dahi ta’zib olunmuşlardır.

2 - Mekkede bir takım insanlar islâma ıkrar vermişlerdi, hicret âyeti nâzil olunca eshabı kiram Medîneden bunlara yazmışlar «ıkrarınız, islâmınız kabul olunmıyacak tâ ki hicret edesiniz» demişlerdi, derhal Medîneye müteveccihen çıktılar, müşrikler de ta’kıyb edip geri çevirdiler, işte o vakıt haklarında bu âyet nâzil oldu, bu def’a da hakkınızda şöyle şöyle âyet nâzil oldu diye yazdılar, bunun üzerine çıkarız, yine ta’kıyb eden olursa çarpışırız dediler ve çıktılar, müşrikler de ta’kıyb ettiler, binaenaleyh çarpıştılar, kimi şehîd oldu, kimi de kurtuldu, Allah tealâ da haklarında «ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذٖينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُوٓا اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحٖيمٌ» âyetini indirdi diye Saîdden rivayet olunmuştur.

3 - «Bedr» günü ilk şehîd olan Mihca’ ibni Abdullah hakkında nâzil olduğu söylenmiştir ki ebeveyni ve zevcesi çok müteessir olmuşlardı ve hakkında «seyyidüşşüheda» buyurulmuştu. Bu iki kavle göre bu âyetler Medînede nâzil olmuş oluyor. İki evvelkisinde ise hicretle alâkadar bulunuyor.

3. فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ – Fahrüddîni Razî der ki: müfessirîn zannettiler ki bu âyetin zâhiri üzere hamli Allahın ılminin teceddüdünü iycab eder. Halbuki Allah, sadıka ve kâzibe imtihandan evvel âlim iken imtihan sırasında bilecek demek nasıl mümkin olur? diye bunu gösterecek, ızhar edecek, ayırd edecek ma’nâlarına hamleylediler. Biz de deriz ki: âyet olduğu gibi zâhirine mahmuldür, çünkü Allahın ılmi bir sıfattır ki onda her vaki’, vaki’ olduğu gibi zuhur eder. Meselâ tekliften evvel Allah bilir ki Zeyd itaat edecek, Amir de ısyan edecek, sonra teklif vatından da bilir ki o mutı’, beriki âsı, yapıldıktan sonra da bilir ki o itaat etti, o ısyan eyledi, ahvalden hiç birinde onun ılmi tegayyür etmez, tegayyür eden ancak ma’lûmdur اه. İbni Münîrin ifadesi daha güzeldir: Elhak Allah tealânın ılmi birdir. Mevcuda vücudu zamanında ve evvel ve sonra olduğu gibi teallûk eder demiştir. Fakat şunu da unutmamak lâzım gelir ki burada «bilecek» demekten murad, sebebi zikr ile müsebbebe tenbihtir, imtihan eder gibi tahkık, tebyin ettirecek de mükâfat ve mücazat edecek demektir. Netekim Kazıy Beyzavî şöyle demiştir: «فَلَيَتَعَلَّقُ عِلْمُهُ بِاْلِامْتِحَانِ تَعَلُّقًا حَالِيًّا يَتَمَيَّزُ بِهِ الَّذِينَ صَدَقُوا فِى اْلِايمَانِ وَالَّذِينَ كَذَبُوا فِيهِ وَيَنُوطُ بِهِمْ ثَوَابُهُمْ وَعِقَابُهُمْ وَكَذٰلِكَ قِيلَ الْمَعْنَى وَلَيُمَيِّزَنَّ اَوْ لَيُجَازِيَنَّ» اه. 4. اَمْ حَسِبَ الَّذٖينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ Yoksa sandı mı o kötülükleri yapanlar - amel kalb ve cevarıh fiıllerinden eamm olduğu için, seyyiat küfr-ü meası ile tefsir edilmiştir. Maamafih bu «ام حسب» baştaki «احسب» mukabili olmak hasabiyle burada bilhassa mü’minlere karşı edilen kötülükler mevzuı bahistir. Ya’ni küfür, dinsizlik teassubu veya bir Dünya menfeati, şehvet ve ihtiras saikasiyle mü’minlere husumet zulüm, eziyyet eden kimseler ki her türlü fenalığı irtikâb ederler, bunlar sandılar mı ki اَنْ يَسْبِقُونَا bizi savuşup geçecekler - âciz bırakıp kurtulacaklar سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ ne fena hukmediyorlar! - Ne kadar yanlış huküm, ne kadar çirkin hukûmet? İmkânı yok onlar Allahdan kurtulamazlar. 5. مَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَآءَ اللّٰهِ Her kim lilaullahı arzu ederse - Allahın cemaline irmeği veya va’d ettiği sevaba irişmeği isterse فَاِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ لَٰاتٍ elbette Allahın ta’yin ettiği ecel, va’de gelecek, gelince o va’d, tehakkuk edecektir. Binaenaleyh o gelinciye kadar sabredip o likaye lâyık imtihanları geçirmek, güzellikleri kesb etmek için çalışsın mücahede etsin وَهُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ hem odur o semi’, o alîm - bütün o söylenenleri, bütün o sızıltıları, iniltileri işidir, hem yegâne işiden odur. Ve bütün akıdeleri, bütün niyyetleri, bütün yapılan fiılleri, iyisini kötüsünü, hepsini bilir, hem yegâne bilen odur. Edilen duâları işidecek yapılan ıbadetleri bilecek olan odur, başkaları değil. 6. وَمَنْ جَاهَدَ Her mücahede eden de - bu cümle «مَنْ كَانَ يَرْجُو» şartıyyesinin mahfuz cezasına veya mezkûr cezasının neticesine ma’tuftur ki «فليجاهد ومن جاهد» demektir. Bu iki âyet, islâmın bütün künhünü en yüksek gâyesiyle en yüksek vazifesini hulâsa etmektedir. Allaha irmek için ecel gelinciye kadar mücahede etmek. Bu uğurda mücahede eden, fitnelere, imtihanlara göğüs geren her kimse de فَاِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهٖ sırf kendisi için - kendi hisabına kendi menfeatine - mücahede eder: çünkü o mücahedenin faidesi, menfeati Allaha değil, kendisine aid olur اِنَّ اللّٰهَ لَغَنِىٌّ عَنِ الْعَالَمٖينَ Çünkü Allah ganiydir, bütün alemînden müstagnidir ilh.

10. وَمِنَ النَّاسِ الخ Bu âyetlerin Medînede nâzil olmuş bulunması çok melhuzdur. Çünkü Munafıklar Medînede idiler, eğer bunlar da Mekkede nâzil olmuş idilerse gayb haberi verilmiş demek olur. Zamanımızda ise bu âyetin mazmunu çoğalmıştır. Allah muhafaza buyursun. «لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ الْعَلِىُّ الْعَظِيمُ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ السَّمٰوَاتِ السَّبْعِ وَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمُ وَرَبُّ اْلَارَضِينَ وَمَا بَيْنَهُمَا وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ عَزَّ جَارُكَ وَجَلَّ سُلْطَانُكَ وَلَا اِلٰهَ غَيْرُكَ» 13. اَثْقَالَهُمْ kendi işledikleri günahların ağırlıklarını وَاَثْقَالًا مَعَ اَثْقَالِهِمْ ve o ağırlıklariyle beraber daha bir çok ağırlıkları - başkalarını ıdlâl etmeğe, günaha sokmağa çalışmalarının günahlarını - yüklenecekler. ١٤ وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهٖ فَلَبِثَ فٖيهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْسٖينَ عَامًا فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ ١٥ فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَصْحَابَ السَّفٖينَةِ وَجَعَلْنَاهَآ اٰيَةً لِلْعَالَمٖينَ

Meali Şerifi