AyetSûreler

Âl-i İmrân Sûresi 200. Âyet

Medine · Cüz 4 · Sayfa 76

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱصۡبِرُواْ وَصَابِرُواْ وَرَابِطُواْ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ ۝٢٠٠

Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah’dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا Ey iman edenler siz telâş etmeyiniz, sabırlı olunuz -haber de varid olduğuna göre sabır üç derecedir: musıbete sabır, tâate sabır, ma’sıyetten sabır- وَصَابِرُوا ve sabırda Allah düşmanlariyle yarışıb onların üstüne çıkınız, yani imtihan ve mücahede mevkılerinde düşmanların sabrının fekıne çıkmağa ve hevai nefsinizi yenmeğe çalışınız ki sabırlı olmağa alışırsanız bunu yapabilirsiniz وَرَابِطُوا ve murabata ediniz, ribat yapınız, imam ardında cemaatle namaz gibi birbirinize bağlanıb vazifeye mukayyed olunuz ve alel’husus gazaya düşmanlarınızdan ziyade hazırlıklı bulunarak atlarınızı bağlayıb hudud-ü süğurda karakol bekleyiniz» -RIBAT; Allah yolunda mülâzemettir. Bu esasen «rabtı hayl» yani at bağlamaktan me’huzdur ki düşmana karşı atını bağlayıb tarassud ve intizar etmek demektir. Sonra süğurı islâmiyyeden birinde bekleyenlere gerek süvarî ve gerek piyade olsun umumiyyetle murtabıt tesmiye edilmiştir. İstılâhı fukahada mürabıt süğurdan birine bir müddet meklemek için gidendir. Ehl-ü iyaliyle beraber oralarda ikamet ve kesbi maişet ederek yaşayan hudud sekenesine murabıt denilmez. Zamanımız ıstılâhına göre murabıt fisebilillâh silâh altında bulunan ve kışla ve karakollarda duran ve nevbet bekliyen askerler demek olur. Buharî ve müslimde Sehl ibni sa’dden rivayet olunduğu üzere Resulullah sallallahü aleyhi vesellem buyurmuştur ki «رِبَاطُ يَوْمٍ فِى سَبِيلِ اللّٰهِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا= fîsebilillâh bir gün karakol beklemek Dünya ve mafihadan hayırlıdır». İbni Mâcede senedi sahih ile Ebu Hüreyreden merviy olan bir hadîsi şerifte de Resulullah buyurmuştur ki «her kim Allah yolunda murabıt olarak, yani karakol beklerken vefat ederse işleye geldiği ameli salih yine üzerine icra olunur, Rızkı da üzerine gönderilir durur, fettandan emin olur, Ve Allah tealâ onu feza’den emîn olarak ba’s eder». Ebuşşeyhın Hazreti Enesten merfuan tahric ettiği bir hadîste: «اَلصَّلٰوةُ بِاَرْضِ الرِّبَاطِ بِاَلْفِ اَلْفَىْ صَلَاةٍ= karakol yerinde namaz iki milyon namaza muadildir». Abdullah ibni Ömer radıyallahü anhümadan merviydir ki «rıbat, cihaddan efdaldır. Zira ribat müslimanların kanını muhafazadır. Cihad ise müşriklerin kanını dökmektir.

Bunları yapınız وَاتَّقُوا اللّٰهَ Allaha ittika ediniz, alel’ıtlak emirlerine muhalefetten sakınınız, vikayesine koşunuz ki لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ felâh bulasınız, arzularınıza nail, temenniyatınıza muvaffak olasınız, dualarınızın mazharı icabet olduğunu göresiniz. -İşte sûrei Bakare nihayetindeki «فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ» duasının da tam cevabı. Burada surei Âli İmran hıtam bularak zehraveyn bir noktai visalde telâkı eylemiş ve bunun bir inkişafi mahsusu olmak üzere terbiyei rabbaniyye, hılkat ve uhuvveti insaniyyeden tutarak teşekkül ve irtibatı ictimaînin bir rüknü olan aile hayatına müteallık hukuk ve vezaifin beyanı ve terbiyei diniyyenin istikmali siyakında bervechi âti sûrei «Nisâ» başlamıştır.