Âl-i İmrân Sûresi 166. Âyet
Medine · Cüz 4 · Sayfa 72
وَمَآ أَصَٰبَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡتَقَى ٱلۡجَمۡعَانِ فَبِإِذۡنِ ٱللَّهِ وَلِيَعۡلَمَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ١٦٦
İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen musibet de Allah’ın izniyledir. Bu da müminleri belirlemesi ve hem de münafıklık yapanları ayırt etmesi içindir. Ve onlara: "Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya (hiç olmazsa) savunmaya geçiniz." denilmişti. Onlar ise: "Biz savaşmasını (veya savaş olacağını) bilseydik arkanızdan gelirdik." demişlerdi. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar. kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah neyi gizlediklerini daha iyi bilendir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَمَآ اَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِاِذْنِ اللّٰهِ iki ordunun ya’ni müslimîn ordusile müşrikîn ordusunun çatıştıkları o gün size her ne nekbet ısabet ettiyse -kendinizden olmakla beraber- Allahın izniyledir.» -Zira izn-ü iradei İlâhiyye haricinde her hangi bir hâdisenin vukuuna imkân yoktur demek ki iradei İlâhiyye iki suretle tecelli eder. Birisi cebrî olan iradei İlâhiyyedir ki hiç bir sebeb ve şart ve iradei abid ma’ıyyetinde tenfiz suretinde tecelli eden iradei İlâhiyedir ki bu irade rızayı müstelzim olmaz. Ancak mes’uliyet ıbada raci’ olmak üzere bir müsaadei fi’liyye ifade eder. Buna ve bilhassa bunun muhalifi rıza olanına Mütekellimîn tahliye dahi tabir etmişlerdir. Kur’anda alel’ekser bu nevi iradei tenfiziyye «اذن» kelimesile ifade olunmuştur. Ref’i hacr, ya’ni kaydi memnuiyyetin ref’i demek olan izin de rızayı müstelzim değildir. Ve binaenaleyh mes’uliyyete münafi olmaz. İşte burada «مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْ» karinesile «فَبِاِذْنِ اللّٰهِ» buyurulması da bu kabildendir. Bunun için ba’zı müfessirîn bu izni irade ile, ba’zıları da tahliye ile tefsir etmişlerdir ki maksad, bu iznin rıza demek olmadığını da anlatmaktır.
Hasılı kelâm va’d olunan nusrati İlâhiyye, mutlak ve cebrî değil idi. Sabr-ü ittika gibi iradei abd ile alâkadar olan şartlarla meşrut idi. Mü’minler buna riayet etmeyib iradelerini sui istimal eylediklerinden dolayı musıbet vakı’ oldu. Maamafih, alâ külli şey’in kadîr olan Allah hilâfını murad etse idi mü’minlerin sui iradelerini ve müşriklerin bundan istifade eden harekâtını tenfiz etmez. Musibeti cebri İlâhîsi ile men’edebilirdi, lâkin etmedi, izin verdi ve binaenaleyh hadisei musıbet de harikul’ade surette değil, alel’âde bir surette vuku’buldu ki bu âdet, iradei ibadı izn ile tenfiz ve mes’uliyyet sünneti İlâhiyyesidir. O halde buna «bu nereden?» Diye taaccüb ve hayret edecek bir cihet yoktur. Bil’âkis teşekkür etmek lâzım gelir ki tabi’i rıdvan olan Resulullahın ve beraberindeki bir kaç zatın sabr-ü ittikaları hurmetine müşriklerin hücumları tevkıf edildi de tehlükei istisal bertaraf olundu.
Şunu da bilmeli ki bu musıbet bir takım hikemi sübhaniyye ile de müterafıktır. Allahın iznile beraber bir de وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِنٖينَ mü’minleri bilmesi, ya’ni halk beyninde temyiz edib zahire çıkarması