Ahzâb Sûresi 61. Âyet
Medine · Cüz 22 · Sayfa 426
مَّلۡعُونِينَۖ أَيۡنَمَا ثُقِفُوٓاْ أُخِذُواْ وَقُتِّلُواْ تَقۡتِيلࣰا ٦١
Melun olarak nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve öldürülürler
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 59–68. âyetleri birlikte ele alır.
59. يَآ اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لَِازْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَآءِ الْمُؤْمِنٖينَ Ey o Peygamber! zevcelerine de, kızlarına da, bütün mü’minlerin kadınlarına da söyle - görülüyor ki burada yalnız Peygamberin zevcelerine ve kızlarına değil, sûrei «Nûr» daki «وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدٖينَ زٖينَتَهُنَّ» âyeti gibi nisai mü’minîne dahi teşmil edilmiştir. Bununla beraber nisai mü’minînde asıl hurriyyet olduğu için bundan murad hurr kadınlar olduğu beyan edilmiştir. Arabda tesettür âdet değil idi. Cahiliyyede kadına hurmet yoktu, eski cahiliyye kadınlarında erkeklerin nazarı dikkatlerini celb edecek vechile göz belerderek açık saçık çıkan, teberrüc eden, mübtezel olanlar bulunurdu, bundan dolayı kız evlâdlarını diri diri gömenler olmuştu. İslâm ise kadının şanını ıffet ve ısmetle, vakar ve haysiyyetle yükseltiyordu.
Sûrei «Nûr» âyetleri «قُلْ لِلْمُؤْمِنٖينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ» ve «قُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ» mü’minîn ve mü’minatın yekdiğerine göz belertmeyip nazarlarını kısarak edeb-ü ıffetlerini muhafaza etmeği öğreterek terbiyelerini yükseltmiş olduğu gibi burada da iymanlı hurr kadınların hiç bir vechile ezaya maruz kalmamalarını te’yiyd için buyuruluyor ki:
يُدْنٖينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابٖيبِهِنَّ cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler -
CİLBAB, baştan aşağı örten çarşaf, ferace, car gibi dış kisvesinin adıdır «اَلَّذِى يَسْتُرُ مِنْ فَوْقٍ اِلٰى اَسْفَلَ كُلُّ ثَوْبٍ تَلْبَسُهُ الْمَرْأَةُ فَوْقَ ثِيَابِهَا كُلُّ مَا تَسَتَّرَ بِهِ مِنْ كِسَاءٍ اَوْ غَيْرِهِ» «اَلْمِلْحَفَةُ وَالْمِقْنَعَةُ= çarşaf ve peçe».
İD’NA, yaklaştırmak demek ise de «على» ile sılalanması tazmin suretiyle sarkıtmak ma’nâsını da ifade ettiğinden üzerinden sıkı örtmek demek olur, cilbabdan örtmek ta’birinde de iki vecih vardır: birisi cilbablarından birisiyle bütün bedenini sıkıca örtmek, birisi de bir cilbabın bir tarafiyle başından yüzünü örtmek demek olur. Bu beyanda da iki suret vardır. Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak ikincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp gözlerinin ikisi de açık kalsa bile yüzün kısmı a’zamını ve ğöğsü temamen örtmüş bulunmaktır. Rivayet olunduğu üzere Ümmiseleme radıyallahü anha demiştir ki «يُدْنٖينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابٖيبِهِنَّ» nâzil olduğu vakıt Ensar kadınları üzerlerine siyah kisâler giyerek öyle bir sekînet ile çıkmışlardı ki başları üzerinde kuşlar varmış gibi.
Hazreti Aişe radıyallahü anhadan da merviydir: demiştir ki Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin. İşbu «يَآ اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لَِازْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ» âyeti nâzil olduğu zaman mırtlarını yardılar, onunla başlarını sardılar da Resulullahın arkasında öyle namaz kıldılar ki sanki başlarında kargalar varmış gibi. ذٰلِكَ bu - tesettür اَدْنٰٓى اَنْ يُعْرَفْنَ onların tanınmalarına - mebzul cariyelerden âdi kadınlardan vakar ve heybetle seçilerek hurmet edilmelerine فَلَا يُؤْذَيْنَ ve binaenaleyh incidilmemelerine elverişli olan surettir. - Gerçi ezayı kendilerine da’vet edecek olan içi bozukları örtü zabtediverecek değildir. Lâkin iymanlı temiz kadınların kirli nazarlardan sadeflerinde meknun inciler gibi mahfuz kalmalarına en lâyık olan suret de budur. Asıl o vakıttır ki onlara eza edecek olanların açık bir vebal ve bühtan yüklenmiş oldukları tebeyyün eder. Ve binaenaleyh bundan evvelki ve sonraki âyetlerin hukümlerine dâhil olacakları anlaşılır.
وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا bununla beraber Allah gafur rahîm bulunuyor - burada bu tezyil çok ma’nâlıdır. Bu bize şu ma’nâları ilham eder: - 1) Allahın mağrifeti çoktur, bu güne kadar geçmiş olan açıklıklara mağrifet buyurur o kusurları örter, rahmeti de çoktur, bundan böyle emrini tutanları rahmetiyle çok bekâm eder. - 2) Allah gafur rahîm olduğu içindir ki kadınlara eza edilmesine razı olmaz ve onun için örtülmelerini emreder. - 3) tesettür emrolunduğundan dolayı da kadınlar bir tazyıka ma’ruz bırakılmasın, ifrata gidilmesin, çünkü Allah gafur rahîmdir. Bu emri onların aleyhine değil, lehine olarak vermiştir demek de olabilir. O gafur rahîm olan Allah bu emri verdikten sonra emn-ü âsayişi, ahlâk ve huzuru ıhlâl ve ifsad edenlere karşı celâl ve azametle buyuruluyor ki 60. لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ الْمُنَافِقُونَ celâlim hakki için söylerim ki. Eğer vazgeçmezlerse o Münafıklar - Münafıklıktan ve onun ezayı mucib olan ahkâm ve ahlâkından وَالَّذٖينَ فٖى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ ve o kalblerinde maraz bulunanlar - henüz islâm terbiyesini tam almamış, fısk-u fücure meylederek mü’minîn ve mü’minata eza eden ahlâksızlar وَالْمُرْجِفُونَ فِى الْمَدٖينَةِ ve şehirde eracîf neşredenler -
İRCÂF,aslında zelzele ma’nâsına olan «recfe» den me’huz olarak ortalığı sarsacak tahrikât yapmak demektir ki filî de olur kavlî de. Bundan dolayı yalan uydurma havadisler neşretmeğe ircaf denildiği gibi o yoldaki yalanlara da erâcif denilir. Bunu yapanlar içinde Münafıklar dahi varsa da ayrıca zikrolunması daha başkalarını da göstermiş oluyor ki Medîne ve civarındaki Yehudîlerdi. Bütün bunlar akıllarını başlarına alıp bu fena huylardan tevbekâr olarak bu yaptıklarından vazgeçmezlerse: لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ azameti şanımla mutlak ve muhakkak seni onlara igra ederim - musallat kılar saldırtırım, katillerine, teb’idlerine teşvık ve sevk ederim ثُمَّ لَا يُجَاوِرُونَكَ الخ 62. سُنَّةَ اللّٰهِ فِى الَّذٖينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُ Allahın bundan evvelkiler hakkındaki sünneti vechile - ya’ni âdet etmiş olduğu kanun muktezasınca. Çünkü bir memlekette, bir Arzda fitne ve fesada sa’y edenler öteden beri her millette katl-ü teb’id ile cezalandırıla gelmiştir. وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْدٖيلًا Sen de Allahın o sünnetine, kanununa bir tebdil bulamazsın - ya’ni geçmiş ümmetlerdeki bir takım ahkâm ve kavnini nesh eden dini islâm öyle muzırr ve müfsid olanları def’-ü tenkil etmek kanununu nesıh ve tebdil etmek için gelmemiştir. Çünkü Allah, müfsidleri sevmez ve müslimanlık fesadı çoğaltmak için değil, salâhı çoğaltmak içindir.
63. يَسْئَلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ Nas sana saatten soruyorlar - Kur’anın tehdid ve inzarı vaki’ oldukça müşrikler istihza yolla isti’cal suretiyle, Münafıklık ve mûziblik için, Yehudîler de imtihan için Kıyametin ne vakıt olacağını sorar dururlardı قُلْ الخ Şimdi Peygambere olan bu hıtabdan sonra yine mü’minlere nida ile buyuruluyor ki: ٦٩ يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذٖينَ اٰذَوْا مُوسٰى فَبَرَّاَهُ اللّٰهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِنْدَ اللّٰهِ وَجٖيهًا ٧ يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدٖيدًا ٧١ يُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظٖيمًا ٧٢ اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا ٧٣ لِيُعَذِّبَ اللّٰهُ الْمُنَافِقٖينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكٖينَ وَالْمُشْرِكَاتِ وَيَتُوبَ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا
Meali Şerifi