Ahzâb Sûresi 37. Âyet
Medine · Cüz 22 · Sayfa 423
وَإِذۡ تَقُولُ لِلَّذِيٓ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِ وَأَنۡعَمۡتَ عَلَيۡهِ أَمۡسِكۡ عَلَيۡكَ زَوۡجَكَ وَٱتَّقِ ٱللَّهَ وَتُخۡفِي فِي نَفۡسِكَ مَا ٱللَّهُ مُبۡدِيهِ وَتَخۡشَى ٱلنَّاسَ وَٱللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخۡشَىٰهُۖ فَلَمَّا قَضَىٰ زَيۡدࣱ مِّنۡهَا وَطَرࣰا زَوَّجۡنَٰكَهَا لِكَيۡ لَا يَكُونَ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ حَرَجࣱ فِيٓ أَزۡوَٰجِ أَدۡعِيَآئِهِمۡ إِذَا قَضَوۡاْ مِنۡهُنَّ وَطَرࣰاۚ وَكَانَ أَمۡرُ ٱللَّهِ مَفۡعُولࣰا ٣٧
Hem hatırla o vakti ki, o kendisine Allah’ın nimet verdiği ve senin de ikramda bulunduğun kimseye: "Hanımını kendine sıkı tut ve Allah’tan kork" diyordun da nefsinde Allah’ın açacağı şeyi gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah kendisini saymana daha lâyıktı. Sonra Zeyd o kadından ilişiğini kestiği zaman, biz onu sana eş yaptık ki, oğulluklarının ilişkilerini kestikleri hanımlarını nikâhlamada müminlere bir darlık olmasın. Allah’ın emri de yerine getirilmiştir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَاِذْ تَقُولُ Hem hatırla o zamanı ki diyordun لِلَّذٖٓى اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ ona: o kendisine Allahın in’am eylediği - Allah, ona zekâ ve kabiliyyet vermiş, senin nezdine sevketmiş, ni’meti islâm ile mütena’im kılmıştı وَاَنْعَمْتَ عَلَيْهِ senin de in’am eylediğin kimseye - Allahın tevfikı ile kendisine türlü ihsanlarda bulunduğun, ezcümle azad edib hurriyyet ni’metine irdirdiğin kimseye - ki şimdi ismi gelecek olan Zeyddir. Ya’ni Zeyd ibni Harise ibni Şürahbîl, vâldesi Su’dâ binti Sa’lebe ibni Abdi âmri: Beni ma’n ibni Tayden. «اَلْاِصَابَةِ فِى مَعْرِفَةِ الصَّحَابَةِ» de tercemei hali şöyle mesturdur: işbu Zeyd ibni Harisenin anası Su’da, kendi kavmini ziyarete gitmişti, Zeyd de beraberinde idi, cahiliyye devrinde Beni kayn ibni Cisr suvarîleri Beni ma’n evlerine baskın ettiler, Zeydi kapıp aldılar, anlayışlı bir çocuk idi, Sukı ukâza getirdiler, satılığa çıkardılar, Hakîm ibni Huzam ammesi Hadice hisabına dört yüz dirheme onu satın aldı, Hazreti Hadice de Resulullah kendisini tezevvüc ettiği zaman onu Resulullaha hibe etti, onu gaib etmiş olan babası Harise: بكيت على زيد ولم ادر ما فعل احى فيرجى ام اتى دونه الاجل Matlaıle acıklı beytler söylemiş, sonra Harisenin kabîlesi olan Kelb kabîlesinden bir takım kimseler Hacce gelmişler, Zeydi görmüşler, Zeyd onlara kendini tanıtmış, onlar da tanımışlar ve şu beyti benim ehlime götürün demiş: احن الى قومى وان كنت ناءيا بانى قطين البيت عند المشاعر Gitmişler babasına bildirmişler ve yerini ta’rif etmişler, bunun üzerine Hârise ve biraderi Kâ’b onu kurtarmak için fidyesini alıp yola çıktılar, Mekkeye geldiler, Peygamber sallâllahü aleyhi vesellemden suâl ettiler, mescidlerde olduğu söylendi, yanına gittiler «ey Muttalibin oğlu ey kavminin seyyidinin oğlu: siz Allahın Haremi şerifinin ehlisiniz, siz zahmettekileri kurtarır, esirleri doyurursunuz, biz sana senin yanındaki çocuğumuz için geldik, bize lûtfet ve ihsan et, takdim edeceğimiz fidyesini kabul eyle ıtlakına ınayet buyur» dediler. O ne? buyurdu, Zeyd ibni Harise dediler, bunun üzerine yâhud da başkası, haydin çağırın onu da muhayyer bırakın, eğer sizi ıhtiyar ederse fidyesiz sizin olsun, yok eğer beni ıhtiyar ederse vallahi ben, beni ıhtiyar edene karşı ıhtiyar etmem» buyurdu.
Binaenaleyh çağırdılar, bunları tanıyor musun? buyurdu, evet, şu babam, şu amcam dedi, ha! Buyurdu; ben de o bildiğinim, sana olan suhbetimi de gördün, şimdi ya beni ıhtiyar et ya onları, o vakıt Zeyd, dedi ki: «ben sana karşı kimseyi ıhtiyar edemem, sen benim hem babam hem amcamın yerinesin». Buna karşı babası, amcası: «yazık sana ya Zeyd, köleliği huriyyete ve babana ve amcana ve ehli beytine tercih mi ediyorsun?» dediler, Zeyd de «ben bu zattan öyle şeyler gördüm ki ona karşı hiç kimseyi tercih edemem» diye cevab verdi. Resulullah, bunu görünce onu hicre çıkardı ve buyurdu ki: «şâhid olun Zeyd benim oğlumdur, bana vâris olacak ben de ona vâris olacağım» bunu görünce babası ile amcasının da gönülleri hoş oldu, memnunen dönüp gittiler.
Bundan böyle tâ islâma gelene kadar «Zeyd ibni Muhammed» diye çağırıldı, Resulullah onu böyle oğul edindiği gibi ammesi Ümeyme binti Abdilmuttalibin kızı Zeyneb binti Cahşi de bilahare ona nikâh etmişti, ondan evvel de azadlı cariyesi Ümmi Eymeni ona tezvic eşmiş ve ondan oğlu Üsâme doğmuş idi. Sonra Zeynebi boşadığı zaman da ona Ummi Külsim binti Ukbe ibni Ebî Müaytı tezvic buyurdu ki bu da anası cihetinden Abdulmuttalibin torunundan, ya’ni Peygamberin amme zadelerinden idi, bundan da Zeyd ibni Zeyd ve Rukayye doğmuştu, sonra Ümmi Külsümü de boşadı, Ebû Lehebin kızı Dürreyi tezevvüc etti, sonra bunu da boşadı Hazreti Zübeyrin hemşiresi Himd binti Avvam ile tezevvüc etti, Buharîde tahric olunduğu üzere İbni Ömer radıyallahü anh demiştir ki «اُدْعُوهُمْ لِٰابَآئِهِمْ» nâzil oluncaya kadar Zeyd ibni Hariseye «Zeyd ibni Muhammed» derdik. اه. Zührî «biz, Zeyd ibni Hariseden evvel müsliman olan bilmiyoruz» demiştir. Zeyd ibni Harise, «Bedr» ve ondan sonra gazalarde Resulullah ile beraber bulunmuş ve nihayet Mûte gazasında Emîr, ya’ni kumandan olarak şehid olmuştur. Resuli ekrem onu seferlerinin ba’zısında Medîneye istihlâf etmiştir. Berâ ibni Âzib radıyallahü anhten merviydir ki Zeyd ibni Harise: ya resulallah benimle Hamze aramızda kardeşlik akdettik demiştir. Hazreti Aişe radıyallahü anhadan rivayet olunur ki Resulullah sallâllahü aleyhi vesellem, Zeyd ibni Hariseyi her hangi bir seriyyede gönderdiği zaman muhakkak onu kumandan yapardı, ve eğer sağ kalmış olaydı onu istıhlâf ederdi اه. Buharîde rivayet olunduğu vechile Selemetübnil’ekva’ radıyallah anh demiştir ki: Peygamberin maıyyetinde de yedi ğazâ ettim, Resulullah, onu bize Emîr yapardı اه. Zeydin bulunduğu seriyyeler: evvelâ Karede, sonra Hamum, sonra Iys, sonra Mutrıf, sonra Hısma, sonra Kurza seriyyeleri olmuş, sonra da Mute gazvesine Emirliği vuku’ bulmuş ve bunda elli beş yaşında olarak şehid olmuştur. Kur’anda ondan başka sahabî, ismiyle söylenmemiştir. Yine Buharîde İbni Ömer radıyallahü anhümadan rivayet olunduğu üzere Resuli ekrem sallallahü aleyhivesellem buyurmuştur ki: o, ya’ni Zeyd hakıkaten Emîrliğe lâyıktır. Ve hakıkaten en ziyade sevdiklerindendir. اه. Tirmizî ve saire rivayetiyle Hazreti Aişe demiştir ki bir sefer, Zeyd ibni Hârise Medîneye geldi, Resulullah, benim evimde idi, geldi kapıyı çaldı, Resulullah kalktı, onunla sarıldı ve onu öptü, bir de ibni Ömer radıyallahü anhüma şöyle demiştir: Ömer, Usâmeye benden daha çok maaş bağladı, kendisine sordum o Resulüllaha senden daha sevgili idi, babası da Resulullaha senin babandan daha sevgili idi dedi اه. İşte Zeyd böyle vücuh ile Allahın ve Resulünün ni’metine mazher olmuş bir zat idi, burada bunun bu evsaf ile tavsıfi ni’metin kadr-ü şükrünü bilecek evsafı cemîle ile hususıyyeti haiz olduğunu tescil ile gönüldekini kendisine olduğu gibi söylemek için çekinecek bir cihet olmadığına bir tenbihtir. Ya’ni sen böyle hâlıs bir ni’met didene karşı çekinmene hiç bir sebeb yokken diyordun اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ zevceni kendinde tut - ya’ni Zeynebi boşâma. Burada tefsirler şöyle bir fırka derc etmişler: gûya Resuli ekrem sallahlahü aleyhi vesellem Zeynebi Zeyde nikâh ettikten bir zaman sonra ona tesadüfen bir gözü ılışmış, birdenbire cemali gönlünden bir mevkı’ almış da «سُبْحَانَ اللّٰهِ مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ» demiş, Zeyneb de bu tesbihi işitmiş, Zeyde söylemiş, Zeyd intikal eylemiş ve bunun üzerine Zeyneble suhbeti muvafık görmiyerek Resulullaha gelmiş «ben sahibemden ayrılmak istiyorum» demiş, Resulullah da ne var? Ondan seni şübheye düşürecek bir şeymi oldu? buyurmuş, Zeyd, «yok vallahi ben ondan hayırdan başka bir şey görmedim ve lâkin şerafetinden dolayı bana teazzum ediyor» demiş ve o vakıt Resulullah «اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ» buyurmuş اه. Ansızın görülen bir güzelin cemalini kemali nezahetle hiss-ü takdir ederek yaradanın sun-u kudretini tesbih ve tenzih ile i’lân etmekte Enbiyanın şanı ısmetine muhalif hiç bir ma’nâ olmadığından bu hikâyenin vukuunu farz etmekte esas i’tibariyle bir mahzur yoktur. Bununla beraber bir takım Hıristiyan muharrirlerin dedikodu vesilesi yapmak istedikleri bu hikâye, ılmi hadîs bakımından sahih olarak sâbit değildir. Bir kerre rivayet i’tibariyle sahih kitablarında, sahih bir tarık ve sened ile rivayet edilmemiştir. Saniyen, dirayet i’tibariyle: Zeynebin husn-ü cemalini Resulullahın henüz yeni görüp anlamış olması aklen şayanı kabul değildir. Zira Zeyneb Resulullahın yakın akribasından olmakla ta çocukluğundan beri görüp bildiği ve bahusus henüz tesettür emredilmemiş bulunduğu için husn-ü endamını yakından tanıya geldiği bir kadın iken bunu ilk olarak bu kerre görülmüş beğenilivermiş diye anlatmak kendi kendini tekzib eden bir hikâyedir. Doğrusu Resulullah Zeynebi evvelden biliyordu ve bildiği için onu evlâd gibi sevdiği Zeyde nikâh etmiş idi, lâkin Zeyneb onurlu bir kadın idi. Zeydi kölelikten âzad edilmiş olduğundan dolayı kendine küfüv sayamamış, ona varmak istememişti, sırf Resulullahın emrine itaatle varmış fakat lâyıkıyle ısınamamış idi. Ara sıra Peygambere olan karabetinden dolayı şerafet ve esaletiyle iftihar ederek Zeyde karşı büyüksenmek istiyordu, cidden imarete lâyık olarak yaradılmış olan Zeyd, buna bir müddet sabretti ise de Resulullaha varıp Zeynebden ayrılmak istediğini arz eyledi, Resulullah da bunu nefsinde muvafık gördüğü halde birdenbire müsaade etmeyip dedi ki: zevceni kendi üzerinde tut «اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ» وَاتَّقِ اللّٰهَ ve Allahdan kork - ya’ni bir kadını boşayıvermek ehemmiyyetsiz bir mes’ele olmadığını, Allah ındınde mes’uliyyetli olduğunu düşün, çünkü «اَبْغَضُ الْحَلَالِ اِلَى اللّٰهِ الطَّلَاقُ» ya’ni halâlın Allaha en mebguzu talâktır. Bu nasıhatler güzel fakat böyle derken وَتُخْفٖى فٖى نَفْسِكَ مَا اللّٰهُ مُبْدٖيهِ nefsinde de Allahın meydana çıkaracağı bir şey gizliyordum - boşâmâsını münasib görüyordun, yâhud nikâhını düşünüyordun da söylemiyordun. Taberîde Süfyan ibni Uyeyne tarıkıyle Aliyy ibni Huseynden rivayet eder ki Allah tebareke ve tealâ Peygamberine bildirmişti, Zeyneb ileride kendisinin zevcelerinden olacaktı. Böyle iken Zeynebden şikâyete geldiği zaman ona zevceni kendinde tut demişti. Çünkü o halde وَتَخْشَى النَّاسَ halkı da sayıyordun - Zeydin hatırını sayıyor veya nâs dedikodu ederler diye çekiniyordun وَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشٰيهُ hal bu ise Allah daha gerekti ki yalnız onu sayasın - eğer korkacak bir şey varsa halkı hiç hisaba almıyarak yalnız Allah saygısını duyasın, ya’ni mücerred gizlemek mahzur değildir. Allah için korkacak Allahın emrine muhalif olacak bir şey olsa idi sâde Allah korkusiyle gizlemek de mahzur değil idi. Fakat Allah için korkacak bir hal yok iken sırf halktan korkarak gizlemek veya Allah korkusiyle beraber bir de halk korkusu saymak, işte ıhtarın sebebi budur. Halktan hiç korkmıyarak yalnız Allah korkusunu saymak gerekti. Çünkü Allahın risaletini tebliğ eden Peygamberler beyan buyurulacağı cihetle Allahdan başka kimseden korkmazlar «وَيَخْشَوْنَهُ وَلَا يَخْشَوْنَ اَحَدًا اِلَّا اللّٰهَ» Deniliyor ki Peygambere karşı en şiddetli âyet işbu «وَتُخْفٖى فٖى نَفْسِكَ مَا اللّٰهُ مُبْدٖيهِ» dir. Hazreti Aişe demiştir ki Resulullah sallâllahü aleyhi vesellem kitabullahdan bir şey gizlese idi bunu gizledi: «وَتُخْفٖى فٖى نَفْسِكَ مَا اللّٰهُ مُبْدٖيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشٰيهُ» اه. Demek ki bu âyet bu suretle onun sıdkına ve pek yüksek olan haşyet-ü tekvasına da açık bir delil oluyor.
فَلَمَّا قَضٰى زَيْدٌ مِنْهَا وَطَرًا derken vakta ki Zeyd, ondan temamen ilişiğini kesti - ya’ni o ni’metdîden olan Zeyd, nihayet o zevcesi Zeynebden muradına irdi, onu tutmak istemeyip boşadı ve ıddeti çıktı, ona hiç bir vechile bir ıhtiyacı, bir ilişiği kalmadı ve bu suretle Zeyneb hatun, açıkta bîvâye kaldı, o vakıt زَوَّجْنَاكَهَا biz onu, o hatunu sana tezvic eyledik - ya’ni senin çekinmene rağmen nihayet etmeni sana emrettik. Demek ki Peygamber, nâsa karşı lakırdısından bile kaçındığı bir fı’lin açıktan açığa icrasına me’mur edilmiş bulunuyordu. Şübhe yok ki bu onun iyman ve yakînındaki kuvvete şâhid olan büyük bir ibtilâdır. Fakat bu ne için böyle oluyordu? Ne idi? Bu tezvicde ümmet için ehemmiyyetli bir teşrı’ hikmeti vardı, şöyle ki: لِكَىْ لَا يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ حَرَجٌ فٖىٓ اَزْوَاجِ اَدْعِيَآئِهِمْ اِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَرًا oğulluklarının zevcelerinde ilişiklerini kestikleri vakıt mü’minler üzerine bir darlık olmamak hikmeti için - zira Sûrenin başında geçtiği üzere siz oğulluk edinmekle Allah tealâ onları hakıkaten sizin oğullarınız edivermemiştir. Şu halde Sûrei «Nisâ» da «وَحَلَآئِلُ اَبْنَآئِكُمُ الَّذٖينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْ» buyurulduğu vechile sulbî oğulların halîlelerini nikâh haram etmiştir diye oğullukların zevcelerini de hakıkaten onlar gibi farzetmek lâzım gelmez. Bir adamın oğul edindiği evlâdlığı zevcesini boşayıp ıddeti çıktığı zaman o adamın onu tezevvüc etmesi şer’an câizdir. Bunda hiç bir beis yoktur. İşte cahiliyyede kökleşmiş olan bu âdetin, bu darlığın islâmda kaldırılması için hikmeti ilâhiyye Peygamberin bizzat kendisinde tatbikını ıktiza eylemiş ve bu hikmet için o tezvic, emredilmiştir. وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ مَفْعُولًا Allahın emri de fı’le çıkarıla gelmiştir. - Onun için bu emir de icra edilmiş, Peygamber tezevvüc etmiş, zeyneb de Peygamberin zevcesi olmuştur. Bu suretle bu tezevvücün meş’ruıyyeti fı’len gösterilmiştir. İşbu «لِكَىْ لَا يَكُونَ» ta’lilinden anlaşılır ki bir hususiyyet delîli bulunmadıkça Peygamber ile ümmet hakkında huküm birdir. Burada şöyle bir tevehhüm hatıra gelebilir: evlenmek Peygambere lâyık mıdır? Hele müteaddid zevceleri var iken böyle bir daha evlenmek nübüvvetin şanına bir nekıysa vermez mi? Hazreti Yahya ile Isa hiç evlenmemiş oldukları için rehbaniyyeti tercih etmek isteyen Nesârâ müteassıbları bu mes’eleyi behane ederek Peygamberin izdivaclarına dil uzatmak istemişlerdir. Buna karşı buyuruluyor ki