AyetSûreler

Ahkâf Sûresi 34. Âyet

Mekke · Cüz 26 · Sayfa 506

وَيَوۡمَ يُعۡرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَلَى ٱلنَّارِ أَلَيۡسَ هَٰذَا بِٱلۡحَقِّۖ قَالُواْ بَلَىٰ وَرَبِّنَاۚ قَالَ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ ۝٣٤

İnkâr edenler ateşe arz olunacakları gün onlara: "Bu gerçek değil miymiş?" denir. Onlar da: "Rabbimiz Hakk’ı için gerçekmiş!" derler. Allah onlara: "O halde inkâr ettiğinizden dolayı şimdi tadın azabı!" der

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

فَاصْبِرْ Böyle olunca - ya’ni kâfirlerin âkıbeti böyle ateş olacak ve hakkı i’tirafa mecbur kalacak olunca ya Muhammed, sen sabret كَمَا صَبَرَ اُولُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ ülül’azim Resullerin sabrettiği gibi - çünkü sen de onlardansın. ÜLÜL’AZM, azim sahibleri, azm, bir işin icra ve infazına kalbi kat’iyyetle bağlamak, yâhud irâdede sabr-u sebat ile ta’kıbi murad, ictihad demektir. «الرُّسُلِ» de «مِنْ», beyâniyye ve teb’izıyye olmak muhtemildir. Beyan olunduğuna göre ülül’azimden murad Resuller olduğunu, Resullerin hepsi azim sahibleri bulunduğunu gösterir. Çünkü Peygamberlerin hepsi sabr-u sebat, azm-ü ıkdam sahibleridir. Ba’zıyye olduğuna göre de Peygamberler içinden azimlerinin fevkal’âdeliğiyle mümtaz bir kısım, ya’ni sahib şerîat olup onun te’sis ve taririnde çok çalışan ve onun meşakkatlerine ve hasımlarının düşmanlıklarına tehammül ederek sabreyliyen Rusüli kiram ki bunların meşhurları «وَاِذْ اَخَذْنَا مِنَ النَّبِيّٖنَ مِيثَاقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَاِبْرٰهٖيمَ وَمُوسٰى وَعٖيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ مٖيثَاقًا غَلٖيظًا» âyetinde isimleri sayılanlardır. Bu babda daha başka kaviller de vardır. Bizim fikrimizce Kur’anda isimleri zikrolunan Peygamberlerin hepsi ülül’azim rusüldür denilmek de doğrudur. Zira rusül Kur’anda mezkûr olanlardan ıbâret değildir. «وَرُسُلًا لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ» vardır. 35. وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْ sabret de onlar: o kâfirler, bahusus Kureyş kâfirleri hakkında azâbı acele etme كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوٓا اِلَّا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ sanki onlar va’dolundukları sonu görecekleri gün bir günün bir saatinden fazla durmamış gibi olacaklardır - o saat gelince onun hevlinden ve Âhıretin uzunluğundan Dünyada durdukları senelerce ömür az o kadar az gelecektir. Müddeti devri felek bir gündür adem bir nefes. بَلَاغٌ yeter. - ya’ni bu size edilen va’z-u tezkir son derece beliğ, kâfî bir öğüttür, elverir. Yâhud beliğ bir tebliğdir. Haberiniz olsun, duymadık demeyin فَهَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ hasılı helâk olacak başkası değil, ancak o fasıklar güruhudur. - Taatten çıkmış, öğüt dinlemez fasık kavımdır. Alûsî tefsirinde der ki: bu sûrenin âyetleri miyanında işbu «كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ الخ» âyetinin bir hasıyyeti bulunduğunu iş’ar eden ba’zı asâr vardır: Taberanî duâda Enesten Peygamber sallallahü aleyhi vesellemden şöyle tahric etmiştir: buyurdu ki: bir hâcet diledin ve onun is’af olunmasını arzu ettin mi? şöyle de: «لَا اِلٰهَ اَلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ الْعَلِىُّ الْعَظِيمُ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ بِسْمِ اللّٰهِ الَّذِى لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْحَىُّ الْحَلِيمُ سُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُونَ اِلَّا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ بَلَاغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ اَللّٰهُمَّ اِنّٖى اَسْاَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ وَالسَّلَامَةَ مِنْ كُلِّ اِثْمٍ وَالْغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرِّ وَالْفَوْزَ بِالْجَنَّةِ وَالنَّجَاةِ مِنَ لنَّارِ اَللّٰهُمَّ لَا تَدَعْ لِى ذَنْبًا اِلَّا غَفَرْتَهُ وَلَا هَمًّا اِلَّا فَرَجْتَهُ وَلَا دَيْنًا اِلَّا قَضَيْتَهُ وَلَا حَاجَةً مِنْ حَوَائِجِ الدُّنْيَا وَاْلٰاخِرَةِ اِلَّا قَضَيْتَهَا بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ» Tek olan Allah’tan başka hiçbir İlâh yoktur. Onun hiçbir ortağı da yoktur. O çok yücedir, çok büyüktür. Tek olan Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O kullarına karşı çok yumuşak ve çok cömerttir. Daima diri ve kullarına yumuşak davranan kendisinden başka hiçbir ilâhı bulunmayan Allah’ın adıyla, yüce Arşın sahibi olan Allah’ı tesbih ederim. Hamd, âlemlerin Rabb’i olan Allah’a mahsustur. Sanki onlar kendilerine vaad edilen sonu görecekleri gün bir günün bir saatinden fazla durmamış gibi olacaklardır. Bu yeterli bir tebliğidir. Helak olacak başkası değil ancak o fasıklar güruhudur. Allah’ım, senden rahmetine sebep olacak şeyleri, mağfiretine sebep olacak iradeni, her türlü günahtan kurtuluşu, her türlü iyiliği elde etmeyi, cennete kavuşmayı, cehennem ateşinden kurtulmayı diliyorum. Allah’ım bana bağışlamayacağın bir günah. Ferahlık vermeyeceğin bir sıkıntı, ödettirmeyeceğin bir borç, yerine getiremeyeceğim dünya ve ahiren ihtiyaçlarından herhangi bir ihtiyaç bırakma, ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ım! Bunları rahmetinle ihsan et ya Rab!"