AyetSûreler

Ahkâf Sûresi 15. Âyet

Mekke · Cüz 26 · Sayfa 504

وَوَصَّيۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيۡهِ إِحۡسَٰنًاۖ حَمَلَتۡهُ أُمُّهُۥ كُرۡهࣰا وَوَضَعَتۡهُ كُرۡهࣰاۖ وَحَمۡلُهُۥ وَفِصَٰلُهُۥ ثَلَٰثُونَ شَهۡرًاۚ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَبَلَغَ أَرۡبَعِينَ سَنَةࣰ قَالَ رَبِّ أَوۡزِعۡنِيٓ أَنۡ أَشۡكُرَ نِعۡمَتَكَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتَ عَلَيَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَيَّ وَأَنۡ أَعۡمَلَ صَٰلِحࣰا تَرۡضَىٰهُ وَأَصۡلِحۡ لِي فِي ذُرِّيَّتِيٓۖ إِنِّي تُبۡتُ إِلَيۡكَ وَإِنِّي مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ ۝١٥

Biz insana ana ve babasına iyilik yapmayı tavsiye ettik. Anası onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun ana karnında taşınması ile sütten kesilme süresi otuz aydır. Nihayet insan olgunluk çağına ulaşıp, kırk yaşına geldiğinde der ki: "Ey Rabbim! Bana ve ana babama ihsan ettiğin nimetlerine şükretmemi ve senin hoşnut olacağın salih amel işlememi ilham et. Benim neslimden gelenleri de salih kimseler kıl. Doğrusu ben tevbe edip sana yöneldim. Ve ben gerçekten müslümanlardanım

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَانًا – tavsıye, bir kimseye yapması ıktiza eden bir şeyi, va’z-u nasıhat tarzında önceden söylemektir. İyman ve istikamet en birinci şiarları olan muhsinlerin şanı beyan olunurken anaya babaya ihsan bilhassa tavsıye edilmiştir. Bu tavsıye bir kaç yerde vârid olmuştur. Fakat her birinde başka bir nükte ve noktai nazarla sevkedilmiş olduğu için tekrar değil ayrı ayrı fâideyi müfiddirler. Netekim burada da «جَزَآءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ» münasebetiyle ihsan ve istikametin mühim bir misali olmak üzere irad buyurulmuştur. Ve rivâyet olunduğuna göre «وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذٖى كَانُوا يُوعَدُونَ» a kadar bu iki âyet Hazreti Ebî bekri sıddık radıyallahü anh hakkında nâzil olmuş ve bir hayli ahkâmın da esaslarını ihtiva eylemiştir. Evvelâ, ahlâkî noktai nazardan valideye üç mertebede nazarı dikkat celb olunmuştur. Birincisi, babanın tahti galebesinde olarak «والدين» tağlibi içinde, ikincisi, «حملته» üçüncüsü «وَضَعَتْهُ وَفِصَالُهُ» ile vaz’-u irda’ haysiyyetleridir. Valid ya’ni baba ise yalnız «والدين» de birm kerre zikredilmiştir. Bir hadîsi şerifte beyan olunan şu mazmun ile mütenasibdir: bir adam: ya Resulallah = «من ابر» ben kime çok iylik edeyim?» Demişti, Resulullah sallallahü aleyhi vesellem buyurdu ki «امك» anana» sonra kime? dedi yine «امك» buyurdu, sonra kim? dedi: yine «امك» buyurdu, sonra kime dedi «اباك» = babana» buyurdu. حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهًا anası onu kürh ile zahmet ve meşekkat ile yüklendi وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا yine zahmet ve meşakkat ile hamlini vaz’etti وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلٰثُونَ شَهْرًا hamli ve fisâli de otuz aydır - «Bakare» de «وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ اَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ» «Lokman» da «وَفِصَالُهُ فٖى عَامَيْنِ» buyurulduğuna göre bu otuzun iki senesi emzirme müddeti altı ay da hamil müddeti olmuş oluyor. Demek ki hamlin ekalli müddeti, rıdaın da ekseri müddeti gösterilmiştir. Zira bunlara kadının namusu, neseb ve hurmeti nikâh cihetleriyle pek çok ahkâmı mühimme teferru’ eder. Rivâyet olunur ki Hazreti Ömer radıyallahü anhe bir kadın mürafeaya götürülmüştü ki altı ayda doğurmuştu, haddini emretti, Hazreti Alî radıyallahü anh bu âyeti ıhtar ederek had lâzım gelmez hamlin ekalli müddeti altı aydır diye ı’tiraz etti, Hazreti Ömer de tasdık eyledi. Fahruddini Razî bunu naklettikten sonra der ki, akıl ve tecribe dahi bunun böyle olduğuna delâlet ederler. Eshabı tecârib diyorlar ki: cenînin tekevvünü için mukadder bir zaman vardır, o zaman tezauf edince cenîn harekete başlar. Bu mecmua iki misli munzamm olunca cenîn anasından infisal eyler: meselâ: cenînin hılkatı otuz günde tamam olduğunu farzedelim, bu zaman katlanıp altmış gün oldu mu cenîn hareket eder. Bu mecmua iki misli olan yüz yirmi daha artınca yüz seksen eder ki altı aydır, o vakıt cenîn infisal eder. Hılkati otuz beş günde tamam olduğunu farzedelim: o vakıt yetmiş günde hareket eder, iki misli yüz kırk daha ılâve olununca mecmuu iki yüz on gün eder ki yedi aydır, çocuk infisal eyler. Kırk gün farzetsek seksende hareket eder, iki yüz kırk günde infisal eyler ki sekiz aydır, kırk beş günde tamam olduğunu farzedelim doksan günde hareket eder iki yüz yetmiş günde infisal eyler ki dokuz ay eder. İşte tecribecilerin zikrettikleri zâbıt budur. Calînus demiştir ki: ben, hamil zamanlarının mıktarlarını çok merak ile araştırırdım bir kadın gördüm ki yüz seksen dört günde doğurdu. İbni Sinâ da kendisinin bunu müşahede etmiş olduğunu kaydeylemiştir. Demek ki hamlin ekalli müddeti Kur’anın nassına göre de, tıbbın tercibelerine göre de bir olarak altı aydır. Amma hamlin ekseri müddeti hakkında Kur’anda bir delâlet yoktur. Ebû Ali ibni sîna unvanı Şifâdan dokuzuncu mekalenin altıncı faslında demiştir ki tamamiyle ı’timad ettiğim mevsuk bir yerden bana baliğ oldu ki bir kadın hamil senelerinin dördüncüsünden sonra bir çocuk doğurdu, dişleri bitmişti hem de yaşadı, Eristatalisten de şöyle hikâye olunmuştur. Hayvanların vilâdet ve hamil zamanları mazbuttur. İnsandan başka ki gebe bir kadın ba’zan yedi ayda, ba’zı sekiz ayda doğurur, sekizinci de Mısır gibi muayyen beldelerden mâadasında az yaşar. Galib olan dokuzuncu aydan sonra doğmaktır. Ehli tecarib şunu da ıhtar ederler ki bervechi balâ tezâuf suretiyle beyan ettiğimiz zabıt, tahdîdî değil takrîbîdir. Ba’zan günlerde ziyâdelik, eksiklik olabilir. Sonra Razî Cenînin tamamlandığı müddeti de altı kısma taksim ederek tecribî ma’lûmatına göre kayd etmiştir ki zamanımızda buna «mebhasi rüşeym» denilmekte ve bir tasnifi mahsusa tâbi’ tutulmaktadır. Nihâyet der ki altıncısında a’zalar birbirinden seçilir ve hissolunacak vechile tebeyyün eyler bunun mecmuu kırk gündür, ba’zı da kırk beş güne kadar teehhur eder. Ekalli de otuzdur. Şu halde bu tıbbî tecribeler dahi sadık masduk nebiyyi zîşanın şu hadîsinde haber verdiğine mutabıktır: «يُجْمَعُ خَلْقُ اَحَدِكُمْ فِى بَطْنِ اُمِّهِٓ اَرْبَعِينَ يَوْمًا= her birinizin hilkati anası karnında kırk günde toplanır.» Tecribe sahibleri derler ki. Kırktan sonraki sıkıt selâsı yarılıp da soğuk suya konulduğu zaman etrafı mütemeyyiz küçük bir şey zuhur eder اه. Hasılı hamlin ekalli müddeti altı ay olduğu gibi rıda’ müddetinin de ekseri iki senedir. «حَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلٰثُونَ شَهْرًا» mecmuunun haberidir. Ancak İmamı a’zam Ebu Hanîfe Hazretleri bu âyette bir de şu ma’nâ ıhtımalini nazari dikkate almıştır: hamli de fısali de otuz aydır. Bu surette hamil müddeti de otuz ay rıda’ müddeti de otuz ay olmak ve ikisinin de ekseri beyan edilmiş bulunmak lâzım gelir. Hazreti Âişenin rivâyet eylediği bir hadîsi şerif hamlin ekseri müddeti iki seneden ziyâde olamıyacağını isbat etmiş olmakla hamil hakkında mezkûr ıhtımal, sakıt olmak lâzım gelirse de fısal hakkında iki sene «حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ» kaydiyle mukayyed bulunduğu için nikâhın hurmetini ifâde eden müddeti rıda’ noktai nazarından ekserin otuz ay olması şübhesi bâkîdir. Bu ıhtımali ref’edecek bir delîl yoktur. Binaenaleyh, muharrim, mübiyha tercih olunmak kaidei usuliyyesi mucebince otuz ay içinde emişenler hakkında ıhtıyaten hürmeti rıda’ sabit olmak lâzım gelir. Lâkin sûrei «Lokman» da «وَفِصَالُهُ فٖى عَامَيْنِ» mutlak olduğu için İmameyn bu şübheye iştirâk etmemişlerdir. Fetvâda da bu tercih olunmuştur (Fıkıhtan Hidâye ve etrafına bak). İşte babanın ananın böyle hukukundan dolayı onlara ihsân ile muâmele etmesini o insana tavsıye ettik 15. حَتّٰىٓ اِذَا بَلَغَ اَشُدَّهُ ta ki eşüddüne irdi - kuvvet ve kemal çağına irdi, kuvveti ve aklı sağlamlaştı, bunu ba’zıları bülûğ ile ba’zıları da kühulet ile tefsir etmişlerdir. Bu şuna daha akrebdir وَبَلَغَ اَرْبَعٖينَ سَنَةً ve kırk yaşına irişti - denilir ki Peygamberler hep kırktan sonra ba’s edilmiştir. Maamafih Hazreti Isâ ile Yahyanın sabavetlerinde nübüvvetleri de mevzuı bahistir: İşte tam aklını, kuvvetini toplayıb da kırkına irdiği vakıt o tavsıyeyi yerine getirerek قَالَ dedi: - Allahdan üç murad istedi. Birincisi şöyle ni’metlerine şükür niyazı: رَبِّ اَوْزِعْنٖىٓ ya rab! bana öyle ilham et, öyle şevk ver ki اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ ni’metine şükredeyim - evvelâ şükrü istemesi, şükür dâima bir neş’ei ni’met ile alâkadar olduğundan evvel emirde kalbin neş’esini bulmak içindir. İşte her muvaffakıyyetin sirri de bu neş’edir, o neş’e ile dir ki rızaya uygun büyük salih ameller yapılabilir. الَّتٖىٓ اَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلٰى وَالِدَىَّ hem bana in’am ettiğin ni’metine hem vâlideynime - anama babama, ya’ni ni’meti dîn ve ni’meti vücud İkincisi وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ ve senin razı olacağın salih bir amel işleyeyim - «صَالِحًا» de tenvin, ta’zîm için, ya’ni büyük bir iş. Yâhud teksir için: bir çok iş, yâhud vahdeti nev’ıyye ki ameli sâlih cinsinden Allah tealânın rızasını bilhassa câlib olacak bir nevi’ amel, tâatı marzıyye. Üçüncüsü وَاَصْلِحْ لٖى فٖى ذُرِّيَّتٖى zürriyyetimde de benim için ıslâh nasîb et - ya’ni salâhı onlara da sirâyet ettir, içlerinde sabit kıl. اِنّٖى تُبْتُ اِلَيْكَ Çünkü ben tevbe ile sana yüz tuttum - senin razı olmıyacağın fiillerden veya senin zikrinden alıkoyacak şeylerden tevbe edip sana yöneldim «وَاِنّٖى مِنَ الْمُسْلِمٖينَ» ve çünkü ben müslimîndenim - kendilerini ıhlâs ile senin birliğine teslim edenlerdenim. Bu iki cümle duânın sıhhati tevbe ve islâma mütevakkîf olduğuna işarettir. İbni Abbas radıyallahü anhüma Hazretleri demiştir ki: Allah tealâ Ebû Bekr radıyallahü anhın duâsını kabul buyurdu da mü’minlerden dokuz kişiyi azad eyledi ki Bilâlı Habeşî ve Âmir ibni Füheyre bunlardandır ve her ne hayir murad etti ise Allah tealâ ona yardım etti, zürriyyeti hakkında da duâsını kabul buyurdu, evlâdlarının hepsi iyman ettiler, ona hem anasının babasının hem de evlâdlarının cemi’sinin islâmı müyesser oldu. Babası Ebû Kuhâfe - Osman ibni amr ve anası Ümmül’hayr binti sahr ibin Ömer - oğlu Abdurrahman ibni ebî bekir ve onun oğlu Ebû atıyk hepsi Peygambere yetiştiler. Ve Hazreti ebî bekrin mazhariyyeti derecesi Sahabeden hiç birine müyesser olmadı. اه. «رِضْوَانُ اللّٰهِ تَعَالٰى عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ» Maamafih Eshabı kiramın hepsi böyle ihsan ve istikamet hissi ile meşbu idiler. Buna işareten buyuruluyor ki: