Ahkâf Sûresi 1. Âyet
Mekke · Cüz 26 · Sayfa 502
حمٓ ١
Hâ mîm
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 1–10. âyetleri birlikte ele alır.
4. اَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ Ilmden bakıyye kalmış bir eser, evvelki Peygamberlerin ılimlerinden kalma me’sur bir ılim, yâhud toz üstüne bir yazı. 9. قُلْ مَاكُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ – BİDİ’, BİD’AT, âdette hiç örneği geçmemiş, yeni türemiş, türedi, ya’ni ilk olarak Peygamberlik iddia eden, yâhud hiç bir Peygambere benzemiyerek kendi kendine Allahın izni olmaksızın bir takım örneksiz şeyler ibda’ edecek bir mübdi’ değilim. 10. وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنٖىٓ اِسْرَآئٖيلَ عَلٰى مِثْلِهٖ فَاٰمَنَ Beni İsraîlden bir şâhid de onun misline şehadet edip iyman getirir de - buradaki «مِثْلِهٖ» zamîrinde iki vecih vardır. Biri Kur’ana biri de Peygambere raci’ olmasıdır. Kur’anın Tevrat gibi Allah kitabı olduğuna, yâhud Hazreti Peygamberin Musâ gibi bir Peygamber olduğuna şehadet ederek iyman eyler de. Sûrei Bakarede tafsıyli geçtiği üzere Tevratta Hazreti Peygamber, Hazreti Musâya «نَبِيًا مِثْلَكَ» diye Musânın misli bir Peygamber olmak üzere tavsıf buyurulmuş idi. Beni İsraîlden böyle şehâdet ile iyman eden şahid de cumhurun kavline göre Abdullah ibni Selâm radıyallahü anhtir. İmamı Şa’bî gibi ba’zıları şâhidden murad Hazreti Musâ olduğunu söylemişlerdir ki mukaddema haber vermiştir. İbni Cerîr ve daha sâirlerinin rivayetlerine göre Sa’d ibni Ebi vakkas radıyallahü anh demiştir ki: Resuli ekrem sallallahü aleyhi vesellemi «Yer yüzünde yürüyen bir kimse hakkında o ehli Cennettir» derken işitmedim, Abdullah ibni selâmdan başka ki «وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنٖىٓ اِسْرَآئٖيلَ عَلٰى مِثْلِهٖ» de onun hakkında nâzil oldu اه. Sûre Mekkî, Abdullah ibni Selâmın iymanı ise Medinede vaki’ olduğu cihetle bu surette bu âyet gayb haberlerinden demek olur. Lâkin balâda işaret olunduğu üzere ba’zıları Sûre, Mekkî olmakla beraber bu âyetin medenî olduğunu söylemişlerdir. Hasenden rivâyet olunur ki şöyle demiştir: bana şu vasıl oldu: Abdullah ibni Selâm islâma girmek istediği zaman ya Resulallah dedi: Yehûd bilir ki ben onların ulemasındanım. Babam da onların ulemasından idi, halbuki şimdi ben şehâdet ediyorum ki sen Allahın hak Resulüsün ve onlar seni Tevratta yazılı bulurlar. Şimdi filâna filâna ve daha Yehûdîlerden adlarını saydıklarına adam gönder ve beni evinde gizle de onlara benden ve babamdan sor, çünkü onlar sana benim kendilerinin en âlimi olduğumu, babamın da en âlimlerinden bulunduğunu şübhesiz söyliyeceklerdir, ben de o vakıt çıkarım, senin Resulullah olduğunu ve onların seni yanlarındaki Tevratta yazılı olarak buluyor idiklerine ve hakikaten senin hidayet ve hak din ile gönderildiğine şehadet ederim. Resuli ekrem sallallahü aleyhi vesellem de öyle yaptı, onu evinde gizledi, Yehudîleri çağırttı, yanına girdiler, derken Resulullah sallallahü aleyhi vesellem buyurdu ki «sizin içinizde Abdullah ibni Selâm nedir?», «kendisi de dediler: bizim en âlimimiz, babası da «o halde o müsliman olduysa ne dersiniz?», «olmaz» dediler, üç kerre tekrar ettiler, bunun üzerine çağırdı, o da çıktı, sonra «اَشْهَدُ اَنَّكَ رَسُولُ اللّهِ وَ اَنَّهُمْ يَجِدُونَكَ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ وَ اَنَّكَ بُعِثْتَ بِالْهُدٰى وَ دِينِ الْحَقِّ» dedi, deyince Yehudîler biz senden bunu beklemezdik ya Abdullah ibni Selâm dediler, küfredecek çıktılar. Allah azze ve celle de bunu indirdi: «قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِهٖ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنٖىٓ اِسْرَآئٖيلَ عَلٰى مِثْلِهٖ فَاٰمَنَ وَاسْتَكْبَرْتُمْ الآية» Buna dâir daha diğer rivayetler de vardır. Bununla berâber Mesruk da demiştir ki bu Abdullah ibni Selâm hakkında nâzil olmadı, Mekkede nâzil oldu, Abdullah ibni Selâm ise Medînede müsliman oldu. Bu ancak Resulallahın kavmına karşı bir ıhtıcacdır. Tevrat Kur’an gibi Musâda Muhammed gibidir sallallahü aleyhima vesellem. Onlar Tevrata ve Peygamberlerine iyman ettiler de siz küfr ettiniz demektir اه. İbni Cerîr der ki: gerçi Mesrukun dediği tenzilin zâhirine daha uygundur. Çünkü «قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَكَفَرْتُمْ بِهٖ» tarafı ilâhîden Kureyş müşriklerine karşı bir tevbıh ve Peygamberi için onlar aleyhine bir ihticac siyakındadır. Bu âyette makablindeki âyetlerin nazîridir. Onlar da ne Ehli kitabın ne de Yehudun zikri geçmediği gibi mukaddema zikri geçenlerden kelâmın tahvîline delâlet eder bir karîne de görülmüyor. Fakat Resulullahın Eshabından bir cemaatten bununla Abdullah ibni Selâm kasdedilmiş olduğuna dâir haberler varid olmuştur. Ve Ehli te’vîlin ekserisi de bunun üzerine yürümüştür. Bunlar ise Kur’anın ma’nâlarını ve nüzulünün sebebini ve ne murad olunduğunu daha iyi bilirler. Buna göre şâhid, Abdullah ibni Selâm, tevbıh olunan muhatablar da ma’şeri Yehûd olmuş oluyor اه. Yalnız Taberînin «mukaddema zikri geçenlerden kelâmın tahvîline delâlet eder bir karîne görülmüyor» demesinde nazar vardır. Zira bir kerre başta «وَالَّذٖينَ كَفَرُوا عَمَّآ اُنْذِرُوا مُعْرِضُونَ» buyurulmakla kelâmın asıl sevkı mutlak kâfirler hakkında olduğu gösterilmiş, sonra da iki «قُلْ اَرَاَيْتُمْ» hıtabı ile bunların iki kısmına işaret olunarak evvelkisinde müşriklere ikincisile de diğerlerine yâhud mecmuuna hıtab yapıldığı anlatılmıştır. Demek ki hem asıl siyakın vahdeti muhafaza edilmiş hem de iki kerre «قُلْ اَرَاَيْتُمْ» buyurulmakla bir tahvîli hıtab karînesi de verilmiştir. Binâenaleyh اِنَّ اللّٰهَ لَايَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمٖينَ – evvel emirde Yehude muntabık olmakla beraber mehfum ı’tibariyle hepsinden eamdır. Bu cümle, şartın cevâbı makamına kaimdir. Ya’ni öyle olunca siz zulmetmiş olursunuz hidayete iremezsiniz. Çünkü... ١١ وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا لَوْ كَانَ خَيْرًا مَاسَبَقُونَآ اِلَيْهِ وَاِذْ لَمْ يَهْتَدُوا بِهٖ فَسَيَقُولُونَ هٰذَآ اِفْكٌ قَدٖيمٌ ١٢ وَمِنْ قَبْلِهٖ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةً وَهٰذَا كِتَابٌ مُصَدِّقٌ لِسَانًا عَرَبِيًّا لِيُنْذِرَ الَّذٖينَ ظَلَمُوا وَبُشْرٰى لِلْمُحْسِنٖينَ ١٣ اِنَّ الَّذٖينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ١٤ اُولٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِدٖينَ فٖيهَا جَزَآءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١٥ وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَانًا حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلٰثُونَ شَهْرًا حَتّٰىٓ اِذَا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَبَلَغَ اَرْبَعٖينَ سَنَةً قَالَ رَبِّ اَوْزِعْنٖىٓ اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتٖىٓ اَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلٰى وَالِدَىَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَاَصْلِحْ لٖى فٖى ذُرِّيَّتٖى اِنّٖى تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنّٖى مِنَ الْمُسْلِمٖينَ ١٦ اُولٰٓئِكَ الَّذٖينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجَاوَزُ عَنْ سَيِّئَاتِهِمْ فٖٓى اَصْحَابِ الْجَنَّةِ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذٖى كَانُوا يُوعَدُونَ ١٧ وَالَّذٖى قَالَ لِوَالِدَيْهِ اُفٍّ لَكُمَآ اَتَعِدَانِنٖٓى اَنْ اُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ الْقُرُونُ مِنْ قَبْلٖى وَهُمَا يَسْتَغٖيثَانِ اللّٰهَ وَيْلَكَ اٰمِنْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هٰذَآ اِلَّآ اَسَاطٖيرُ الْاَوَّلٖينَ ١٨ اُولٰٓئِكَ الَّذٖينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فٖٓى اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرٖينَ ١٩ وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَلِيُوَفِّيَهُمْ اَعْمَالَهُمْ وَهُمْ لَايُظْلَمُونَ ٢ وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذٖينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ اَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فٖى حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَا فَالْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ فِى الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَفْسُقُونَ
Meali Şerifi